bugün size özel bir gün olsun.........


İkram edilen taze demlenmiş bir bardak çay, ya da mis kokulu bir fincan kahve, eski bir arkadaştan beklemediğin anda bir telefon,eve veya işe giderken trafikte hep yeşil ışıklar, Bugün içinde küçük sevinçlerin olduğu bir gün olsun...markette en hızlı ilerleyen kasa sırası, mis kokulu bir yemek, radyoyu açtığında en sevdiğin şarkının çalıyor olması, ve o güzel şarkıya yüksek sesle eşlik etmek, barış, mutluluk ve neşe dolu bir gün olsun...Tanrının senin yanında olduğunu, seni kayırdığını ve bir yerlerden sana GÜLÜMSEDİĞİNİ hissettiğin, sana özel olduğunu hissini yaşatan o garip ama hoş duygu ile dolu güzel bir gün diliyorum... ÇÜNKÜ BUNU HAKEDECEK KADAR ÖZEL VE AZ BULUNUR BİRİSİNİZ... Derler ki... "Özel bir insana rastlamak bir an,özel biri olduğunu anlamak belki bir saat ,o özel birini sevmekse belki bir gün sürebilir.. .ama o insan ÖMÜR BOYU UNUTULMAZ...."

her şey seninle başlar.........


Çaresizlik öğrenilmiştir.Başarılı olmak da öğrenilebilir.Sende sandığından fazlası var!Gelebileceğin en iyi yerde değilsin.Yeni bir hayat için gereken,yeni bir akıldır.Doğru şeyi yapmak için yanlış zaman yoktur.Rüzgarı suçlamayı bırak,yelkenleri kullanmayı öğren!Seyirci koltuğundan sıkıldıysan,sahneye çık.Zirvede her zaman bir kişiye daha yer var.Başkaları yapabildiyse,sen de yaparsın.Her şey seninle başlar!Hayatta ya tozu dumana katarsın,ya da tozu dumanı yutarsın.Seçim senin!

hayata karşı akıllı olmak.........


Her duyduğunuza, her gördüğünüze inanmayın. Görünenin ve duyulanın ardındakini araştırın.Kalbinizin söylediği yer, hiç bilmediğiniz, hiç uğramadığınız bir yer de olsa gidip bakın.Tecrübeli kişilerin önerilerini kulak arkası etmeyin. Onlardan daha zeki ve daha bilgili olduğunuzu düşünseniz bile...Burnunuzun dikine gitmeyin. İnat, kimi zaman engelsiz bir yolda bile önünüze engebeler çıkarabilir.Neyi bildiğiniz kadar neleri bilmediğinizin de farkında olun. Bilmedikleriniz bazen daha sadık yol göstericidir.Yaptıklarınızı, söylediklerinizi ve söylemediklerinizi sorgulayın. Bunlar sizi, kimliğinizi oluşturur.Bir insanı değerlendirirken onun hakkında diğerlerinin ne söyediğinden çok, onun diğerleri hakkında neler söylediğine bakın.Her işi zamanında yapın. Vaktini aşan görevler hem kafanızı karıştıır hem huzurunuzu kaçırır.Esnek olun. Şartlara, yere ve duruma göre poziyon almayı bilin.Çok boyutlu düşünün. Duruma, hoşunuza gitmeyen pencerelerden de bakmaya cesaret edin.Ne zaman konuşmanız, ne zaman sessiz kalmanız gerektiğini, bunların hangisinin ne zaman etkili olduğunu bilin.Başkalarının hayal ve ideallerine saygı gösterin. Vicdanınız rahat mı? Bunu kendisine sık sık sorun.Eşref saatinizi biln. Hangi durumlarda motivasyonunuzun azaldığını ve veriminizin düştüğünü bilin ve bu doğrultuda bir çalışma planı hazırlayın.Başarasızlığınızın bahanelerini değil sebeplerini bulun. Bahaneler başarısızlığı haklı çıkarmaktan ve sizi çaresiz bırakmaktan başka bir işe yaramaz.

adına dost derler


Hani vardır ya her yerde, hissetmek istersin onun varlığını... Hani hep yanıbaşınızdaymış sanırsınız, ismini söylersiniz dalgınlıkla, her an berabersinizdir... Yanında olduğunu unutuverirsin bir andan sonra, sonra üzüldüğünde o sımsıcacık kollarını açar sana, sarılır ağlarsın omzunda doya doya... Senin sorununu kendi sorunu gibi benimser, bir kolun bir bacağın olur adeta... Ayrılmak istesen de koparıp atamazsın... Bir türlü sevindiğinde ise senden fazla mutluluk duyar... O senin için farklıdır bütün insanlardan, tabii sen de onun için... Aranızdaki sevginin bitmesine izin vermezsiniz, kimse bozamaz aranızı, kimse araya girmeye dahi cesaret edemez... Ne zaman yardıma ne zaman insana ne zaman dosta ihtiyacınız olsa hep yanınızda bulursunuz, kendini adeta sizin için ayarlamıştır... Beraber gülüp beraber ağlarsınız, daima olumlu özellikler verirsiniz birbirinize... O sana gülmeyi öğretir sen ona kahkaha atmayı... O sana emeklemeyi öğretir, sen ona yürümeyi... O sana okumayı öğretir, sen ona yazmayı ve bu böyle sürüp gider... İşte bunun adına DOST derler... Hayatta hiçbir şeyiniz olmasın ama hep bir dostunuz olsun

itibar ..... karakter


Itibari, içinde yasadigin ortam belirler karakteri, inandigin dogrular...
Itibar, sandigin seydir;karakter oldugun sey...
Itibar fotograftir;karakter ise yüz..
Itibar disardan gelir;karakter içerden..
Itibar, yeni bir topluluga girdiginde sahip oldugundur;karakter giderken elinde olan..
Itibarin bir anda olur;karakterin , ömür boyunca..
Itibarin bir saatte ögrenilir;karakterin bir yilda açiga çikmaz..
Itibar mantar gibi büyür;karakter sonsuza kadar sürer
Itibar zengin veya fakir yapar;karakterse mutlu ya da mutsuz.
Itibar insanlarin mezar tasina kazidiklaridir;karakter meleklerin TANRI huzurunda senin için söyledikleri..

William Hersey Davis

en güzel anlar................


AŞIK OLMAK. -YÜZ KASLARINIZ AĞRIYANA DEK GÜLMEK. -SICAK BiR DUŞ. -ÖZEL BiR BAKIŞ. -MAiL ALMAK. -MANZARALI BiR YOLDA ARABA KULLANMAK. -RADYODA EN SEVDiĞiNiZ KiŞiNiN ŞARKISININ ÇALMASI.. -YATAĞINIZA UZANIP YAĞMURUN SESiNi DiNLEMEK. KURUTMA MAKiNESiNDEN YENi ÇIKMIS SICAK BiR HAVLU.. -SATIN ALMAK iSTEDiĞiNiZ KAZAGIN %50 iNDiRiME GiRDiĞiNi GÖRMEK. -UZAKTAKi BiR ARKADAŞINIZLA TELEFONDA KONUSMAK. -KÖPÜK BANYOSU. -KIKIR KIKIR GÜLMEK. -GÜZEL BiR SOHBET. -KUMSAL. -GECEN KIŞ GiYDiĞiNiZ MONTUN CEBiNDEN ON MiLYON ÇIKMASI. -KENDiNiZE GÜLMEK. -GECE YARISI SAATLERCE TELEFONDA KONUŞMAK. -SU FISKiYELERiNiN ARASINDA KOŞMAK. -DURUP DURURKEN GÜLMEK. -YANINIZDA SiZE GÜZEL OLDUĞUNUZU SÖYLEYEN BiRiNiN OLMASI. -iLK AŞK. -HAKKINIZDA GÜZEL SÖZLER SÖYLENDiĞiNE KULAK MiSAFiRi OLMAK. -UYANIP DAHA UYUYACAK BiRKAÇ SAATiNiZ OLDUĞUNU FARKETMEK. -YENi ARKADAŞLAR EDiNMEK. -ESKi ARKADAŞLARINIZLA ZAMAN GEÇiRMEK.. -YAVRU BiR KÖPEKLE OYNAMAK. -ODA ARKADAŞINIZLA GECE YARISI SOHBETLERi. -GÜZEL DÜŞLER. -ARKADAŞLARINIZLA ARABA YOLCULUĞU YAPMAK. -SEVGiLiNiZLE YORGANA SARILIP iYi BiR FiLM SEYRETMEK. -ÇOK GÜZEL BiR KONSERE GiTMEK. -ÇEKiCi BiR YABANCIYLA BAKIŞMAK. -ŞÖLEN ÇiKOLATALI KURABiYE YAPMAK. -SEVDiĞiN iNSANA SIKICA SARILMAK. -iSTEDiĞi ARMAĞANI AÇAN KiŞiNiN YÜZÜNDEKi iFADEYi GÖRMEK. -GÜNEŞiN DOĞUŞUNU SEYRETMEK VE BIR SÖZ "ALDIĞIN HER NEFESİ FIRSAT BİL, OT DEĞİLSİN YENİDEN BİTMEZSİN."

eski bir tapınaktan yazı.............


Gürültü-patırtının arasında sükûnetle dolaş; sessizliğin içinde huzur bulunduğunu unutma! Başka türlü davranmak gerekmedikçe herkesle dost olmaya çalış.Sana bir kötülük yapıldığında verebileceğin en iyi karşılık unutmak olsun.. Bağışla ve unut; ama teslim olma..İçten ol; telaşsız, kısa ve açık-seçik konuş! Başkalarına kulak ver. Aptal ve cahil oldukları zaman bile dinle onları; çünki dünyada herkesin bir öyküsü vardır.Yalnız planlarının değil başarılarınında tadını çıkarmaya çalış..İşinle ne kadar küçük olursa olsun ilgilen; hayattaki dayanağın odur. seveceğin bir işi seçersen yaşamında bir bile çalışmış ve yorulmuş olmazsın.. işini öyle seveceksin ki başarıların bedenini ve yüreğini güçlendirirken verdiklerinle de yepyeni hayatlar başlatmış olacaksın..Olduğun gibi görün ve göründüğün gibi ol..sevmediğin zaman sever gibi yapma.Çevrene önerilerde bulun ama hükmetme..insanları yargılarsan onları sevmeye zamanın kalmaz..İnsanlığın yüzyıllardır öğrendikleri sonsuz uzunlukta bir kumsaldaki tek bir kum taneceğinden daha fazla değildir.Aşka burun kıvırma sakın! o çöl ortasında yemyeşil bir bahçedir. O bahçeye layık bir bahçıvan olmak için her bitkinin sürekli bakıma ihtiyacı olduğunu sakın unutma..Kaybetmeyi ahlaksız bir kazanca tercih et.ilkinin acısı bir an, ötekinin vicdan azabı ömür boyu sürer..bazı idealler o kadar değerlidir ki o yolda mağlup olman bile zafer sayılır.bu dünyada bırakacağın en büyük miras dürüstlüktür..Yılların geçmesine öfkelenme.gençliğe yakışan şeyleri gülümseyerek teslim et geçmişe.yapamayacağın şeylerin yapabileceklerini engellemsine izin verme..Rüzgarın yönünü değiştiremediğin zaman yelkenlerini rüzgara göre ayarla. çünkü dünya karşılaştığın fırtınalarla değil, gemiyi limana getirip getiremediğinle ilgilenir.Ara sıra isyana yönelecek olsanda hatırla ki, evreni yargılamak imkansızdır.onun için kavgalarını sürdürürken bile kendinle barışık ol..Hatırlar mısın doğduğun zamanları; sen ağlarken herkes gülüşüyordu. Öyle bir ömür geçir ki herkes ağlasın sen çldüğünde, sen mutluluktan gülümse..Sabırlı, sevecen, erdemli ol..eninde sonunda bütün servetin sensin. görmeye çalış ki bütün pisliğine ve kalleşliğine rağmen dünya yinede senin mekanındır..

sen yinede...................


İnsanlar bazen akılsız, mantıksız ve bencildirler.
Sen yine de onları sev!
Eğer iyi şeyler yaparsan; insanlar seni bencil olmakla, çıkar peşinde olmakla suçlayabilirler.
Sen yine de iyi olanı yap!
Eğer başarılı olursan, kaypak dostlar ve sağlam düşmanlar kazanırsın.
Sen yine de başarılı ol!
Bugün yaptığın iyi bir şey yarın unutulabilir.
Sen yine de o iyiliği yap!
Dürüstlük ve samimiyet insanların seni incitmesine yol açabilir.
Sen yine de dürüst ve samimi ol!
Büyük fikirlere sahip büyük insan, küçük fikirlere sahip küçük bir insan tarafından engellenebilir.Sen yine de büyük düşün’
Yıllarca yapmaya çalıştığın bir şey bir gecede altüst edilebilir.
Sen yine de yap!
İnsanlar gerçekten yardıma ihtiyaç duyarlar ama yardım ettiğinde sana karşı nankörlük ederler.
Sen yine de onlara yardım et!
Dünya için yapabileceğinin en iyisini yaptığında seni tekmeleyebilirler.
Sen yine de yapabileceğinin en iyisini yap!

bir dost.......



Saate bakmaksızın kapısını çalabileceği bir dostu olmalı insanın... 'Nereden çıktın bu vakitte' dememeli, bir gece yarısı telaşla yataktan fırladığında; gözünün dilini bilmeli; dinlemeli sormadan, söylemeden anlamalı... Arka bahçede varlığını sezdirmeden, mütemadiyen dikilen vefalı bir ağaç gibi köklenmeli hayatında; sen, her daim onun orada durduğunu hissetmelisin. İhtiyaç duyduğunda gidip müşfik gövdesine yaslanabilmeli, kovuklarına saklanabilmelisin. Kucaklamalı seni güvenli kolları, dalları bitkin başına omuz, yaprakları kanayan ruhuna merhem olmalı... En mahrem sırlarını verebilmeli, en derin yaralarını açıp gösterebilmelisin; gölgesinde serinlemelisin sorgusuz sualsiz... Onca dalkavuk arasında bir tek o, sözünü eğip bükmeden söylemeli, yanlış anlaşılmayacağını bilmeli. Alkışlandığında değil sadece, asıl yuhalandığında yanında durup koluna girebilmeli. Övmeli alem içinde, baş başayken sövmeli ve sen öyle güvenmelisin ki ona, övdüğünde de sövdüğünde de bunun iyilikten olduğunu bilmelisin. Teklifsiz kefili olmalı hatalarının; günahlarının yegane şahidi... Seni senden iyi bilen, sana senden çok güvenen bir sırdaş.. Gözbebekleri bulutlandığında, yaklaşan fırtınayı sezebilmelisin. Ve sen ağladığında onun gözlerinden gelmeli yaş... Yıllarca aynı ip üstünde çalışmış, cesaretle ihanet arasında gidip gelen bir salıncağın sınavında birbiriyle kaynaşmış iki trapezci gibi güvenle kenetlenmeli elleri... 'Parkurun bütün zorluklarına rağmen dostluğumuzu koruyabildik, acıları birlikte göğüsleyebildik ya; yenildik sayılmayız' diyebilmeli... Issızlığın, yalnızlığın en koyulaştığı anda, küçücük bir kağıda yazdığımız kısa ama ümit var bir yazıyı yüreğe benzer bir taşa bağlayıp birbirimizin camından içeri atabilmeliyiz: 'Bunu da aşacağız! İmza: Bir dost!...' Can Dündar

pulsuz dilekçe


Sevgili anneciğim, babacığım;
Bütün duygu ve düşüncelerimi dile getirebilseydim, size şunları söylemek isterdim: Sürekli bir büyüme ve değişme içindeyim. Sizin çocuğunuz olsam da sizden ayrı bir kişilik geliştiriyorum. Beni tanımaya ve anlamaya çalışın. Deneme ile öğrenirim. Bana ayak uydurmakta güçlük çekebilirsiniz. Oyunda, arkadaşlıkta ve uğraşlarımda özgürlük tanıyın. Beni her yerde, her zaman koruyup kollamayın. Davranışlarımın sonuçlarını kendim görürsem daha iyi öğrenirim. Bırakın kendi işimi kendim göreyim. Büyüdüğümü başka nasıl anlarım? Büyümeyi çok istiyorsam da ara sıra yaşımdan küçük davranmaktan kendimi alamıyorum. Bunu önemsemeyin. Ama siz beni şımartmayın. Hep çocuk kalmak isterim sonra. Her istediğimi elde edemeyeceğimi biliyorum. Ancak siz verdikçe almadan edemiyorum. Bana yerli yersiz söz de vermeyin. Sözünüzü tutamayınca sizlere güvenim azalıyor. Bana kesin ve kararlı davranmaktan çekinmeyin. Yoldan saptığımı görünce beni sınırlayın. Koyduğunuz kurallar ve yasakların hepsini beğendiğimi söyleyemem. Ancak, hiç kısıtlanmayınca ne yapacağımı şaşırıyorum. Tutarsız davrandığınızı görünce hem bocalıyor, hem de bundan yararlanmadan edemiyorum. Öğütlerinizden çok davranışlarınızdan etkilendiğimi unutmayın.Beni eğitirken ara sıra yanlışlar yapabilirsiniz.Bunları çabuk unuturum.Ancak birbirinize saygı ve sevginizin azaldığını görmek beni yaralar ve sürekli tedirgin eder. Çok konuşup çok bağırmayın. Yüksek sesle söylenenleri pek duymam. Yumuşak ve kesin sözler bende daha iyi iz bırakır. "Ben senin yaşında iken..." diye başlayan söylevleri hep kulak ardına atarım. Küçük yanılgılarımı büyük suçmuş gibi başıma kakmayın. Bana yanılma payı bırakın. Beni, korkutup sindirerek, suçluluk duygusu aşılayarak uslandırmaya çalışmayın.Yaramazlıklarım için beni kötü çocukmuşum gibi yargılamayın. Yanlış davranışım üzerinde durup düzeltin. Ceza vermeden önce beni dinleyin. Suçumu aşmadığı sürece cezama katlanabilirim. Beni dinleyin. Öğrenmeye en yatkın olduğum anlar, soru sorduğum anlardır. Açıklamalarınız kısa ve özlü olsun. Beni yeteneklerimin üstünde işlere zorlamayın. Ama başarabileceğim işleri yapmamı bekleyin. Bana güvendiğinizi belli edin. Beni destekleyin; hiç değilse çabamı övün. Beni başkalarıyla karşılaştırmayın; umutsuzluğa kapılırım.Benden yaşımın üstünde olgunluk beklemeyin.Bütün kuralları birden öğretmeye kalkmayın; bana sure tanıyın. Yüzde yüz dürüst davranmadığımı görünce ürkmeyin.Beni köşeye sıkıştırmayın; yalana sığınmak zorunda kalırım. Sizi çok bunaltsam bile soğukkanlılığınızı yitirmeyin. Kızgınlığınızı haklı görebilirim, ama beni aşağılamayın. Hele başkalarının yanında onurumu kırmayın.Unutmayın ki ben de sizi yabancıların önünde güç durumlara düşürebilirim.Bana haksızlık ettiğinizi anlayınca açıklamaktan çekinmeyin.Özür dileyişiniz size olan sevgimi azaltmaz;tersine, beni size daha çok yaklaştırır.Aslında ben sizleri olduğunuzdan daha iyi görüyorum. Bana kendinizi yanılmaz ve erişilmez göstermeye çabalamayın. Yanıldığınızı görünce üzüntüm büyük olur. Biliyorum, ara sıra sizi üzüyor, belki de düş kırıklığına uğratıyorum. Bana verdikleriniz yanında benden istediklerinizin çok olmadığını da biliyorum. Yukarıda sıraladığım istekler size çok geldiyse bir çoğundan vazgeçebilirim; yeter ki beni ben olarak seveceğinize olan inancım sarsılmasın. Benden "Örnek çocuk" olmamı istemezseniz, ben de sizden kusursuz ana-baba olmanızı beklemem. Sevecen ve anlayışlı olmanız bana yeter. Sizin çocuğunuz olarak doğmak elimde değildi. Ama seçme hakkım olsaydı, sizden başka kimsenin çocuğu olmak istemezdim. Sevgiler, Çocuğunuz
Kaynak: ATALAY YÖRÜKOĞLU

deniz yıldızı


Adam sahilde yaşlı birinin yerden aldığı birtakım şeyleri telaşlı bir şekilde denize attığını görür. Merak ederek yanına gelir ve kumsaldaki Deniz Yıldızlarını tek tek aynı şekilde denize atmaya devam ettiğini görerek, sorar:-Amca ne yapıyorsun?-Sular çekilmiş onları denize atmazsam ölecekler...-Ama bütün sahil Deniz Yıldızı dolu. Hepsini kurtaramazsın, NE FARKEDER Kİ?İhtiyar elindeki deniz yıldızlarını denize atar ve şöyle der:-BAK ONUN İÇİN ÇOK ŞEY FARKETTİ!!!!!!!

ne güzeldir.........


Ne güzeldir dört gözle beklediğin bir haberin gelmesi
· Ağrının dinmesi
· Yıllar sonra bir gün biryerde çocukluğunda annenin senin için
· yaptığı kurabiyelere rastlamak
· Yağmurdan sonra açan güneş
· Buz gibi sokaktan sıcacık eve girmek
· Yorgunluktan bitmişken yatağa uzanmak
· Tuttuğun takımın ezeli rakibini yenmesi
· Kızgın kumlarda uzun uzun yattıktan sonra bedeni
· denizin serinliğine bırakmak
· Sabahları kızarmış ekmek kokusu ile uyanmak
· Bir doktor muayenehanesinin kapısından şüpheleri dağıtmış olarak sevinçle çıkmak
· Bir bahçenin önünden geçerken duyduğun hanımeli kokusu
· Sabah uyanıp o günün tatil olduğunu hatırlamak
· Artık bitti derken seni arayıvermesi
· Yaşlı ana babanın hala çaldığınız kapının arkasında yada hattın öbür ucunda olması
· Fırından yeni çıkmış ekmeğin köşesi
· Bir köşede birbirine sarılmış uyuyan kedi yavruları
· Evinden pişmekte olan yemek kokusunun yayılması
· Soğuktan titrerken eline tutuşturulan bir bardak çay
· Meteliksiz bir günde çoktandır giymediğin ceketin cebinden para çıkması
· Uzun sıcak bir çınaraltı
· Sabahtan beri ayağını vuran ayakkabıları çıkardığın an
Sudan bir sebeple küstüğün arkadaşınla barışmak
· Yıkanmış ütülenmiş mis gibi kokan yatak takımlarının koynunda uyumak
· Bir sandalın kenarına oturarak bacaklarını denize sallandırmak
· En sevdiğin yemeğin ilk lokmasını ağzına aldığın an
· EN ÖNEMLİSİ NEFES ALMAK
· KONUŞMAK
· DUYMAK
· YÜRÜMEK
· GÖRMEK
· ANLAMAK
· Ne güzeldir arkadaşlarından, sevdiklerinden,
sevgiliden alacağın sıcacık bir merhaba....
·

tanrım beni yavaşlat


Aklimi sakinlestirerek kalbimi dinlendir. Zamanin sonsuzlugunu göstererek bu telasli hizimi dengele. Günün karmasasi içinde bana sonsuza kadar yasayacak tepelerin sükunetini ver.Sinirlerim ve kaslarimdaki gerginligi, bellegimde yasayan akarsularin melodisiyle yika, götür. Uykunun o büyüleyici ve iyilestirici gücünü duymama yardimci ol. Anlik zevkleri yasayabilme sanatini ögret; bir çiçege bakmak için yavaslamayi, güzel bir köpek yadakediyi oksamak için durmayi, güzel bir kitaptan birkaç satir okumayi, balik avlayabilmeyi, hülyalara dalabilmeyi ögret. Her gün bana kaplumbaga ve tavsanin masalini hatirlat. Hatirlat ki, yarisi her zaman hizli kosanin bitirmedigini, yasamda hizi arttirmaktan çok dahaönemli seyler oldugunu bileyim. Heybetli mese agacinin dallarindan yukariya dogru bakmami sagla. Bakip göreyim ki, onun böyle güçlü ve büyük olmasi yavas ve iyi büyümesine baglidir. Beni yavaslat Tanrim ve köklerimi yasam topragininkalici degerlerine dogru göndermeme yardim et. Yardim et ki, kaderimin yildizlarina dogru daha olgun ve daha saglikli olarak yükseleyim. Ve hepsinden önemlisi Tanrim, bana degistirebilecegimseyleri degistirmek için CESARET, degistiremeyecegim seyleri kabul etmek için SABIR, ikisi arasindaki farki bilmek için AKIL ver.

Affetmek.......... kendimiz için


Bir öğretmen derste öğrencilerine bir teklifte bulunur, "Bir hayat deneyimine katılmak ister misiniz? " Öğrenciler çok sevdikleri hocalarının bu teklifini tereddütsüz kabul ederler. " O zaman yarınki ödevinize hazır olun. " der öğretmen. Yarın hepiniz birer plastik torba ve beşer kilo patates getireceksiniz! " Öğrenciler bu işten pek birşey anlamamışlardır. Ama ertesi sabah hepsinin sıralarının üzerinde patatesler ve torbalar hazırdır. Kendisine meraklı gözlerle bakan öğrencilerine şöyle der öğretmen, " Şimdi, bugüne dek affetmediğiniz her kişi için bir patates alın, o kişinin adını o patatesin üzerine yazıp torbanın içine koyun. " Bazı öğrenciler torbalarına üç beş patates koyarken, bazılarının torbası ağzına kadar dolmuştur. Öğretmen, kendisine, " Peki şimdi ne olacak? " der gibi bakan öğrencilerine ikinci açıklamasını yapar: " Bir hafta boyunca nereye giderseniz gidin, bu torbaları yanınızda taşıyacaksınız. Yattığınız yatakta, bindiğiniz otobüste, okuldayken sıranızın üstünde hep yanınızda olacaklar. " Aradan bir hafta geçmiştir. Hocaları sınıfa girer girmez, denileni yapmış olan öğrenciler şikayete başlarlar, " Hocam, bu kadar ağır torbayı her yere taşımak çok zor." " Hocam, patatesler kokmaya başladı. Vallahi, insanlar tuhaf bakıyorlar bana artık. " " Hem sıkıldık, hem yorulduk " Öğretmen gülümseyerek öğrencilerine şunları söyler; Gördüğünüz gibi, affetmeyerek asıl kendimizi cezalandırıyoruz. Kendimizi ruhumuzda ağır yükler taşımaya mahkum ediyoruz. Affetmeyi karşımızdaki kişiye bir ihsan olarak düşünüyoruz, halbuki affetmek, en başta kendimize yaptığımız bir iyilik ve lütuftur.

Eflatun'a sormuşlar.......



Eflatun'a iki soru sormuşlar... Birincisi; "İnsanoğlunun sizi en çok şaşırtan davranışları nedir?"Eflatun tek tek sıralamış:- Çocukluktan sıkılırlar ve büyümek için acele ederler. Ne var ki çocukluklarını özlerler...- Para kazanmak için sağlıklarını yitirirler. Ama sağlıklarını geri almak için de para öderler...- Yarından endişe ederken bugünü unuturlar. Dolayısıyla ne bugünü ne de yarını yaşarlar...- Hiç ölmeyecek gibi yaşarlar. Ancak hiç yaşamamış gibi ölürler...Sıra gelmiş ikinci soruya ; "Peki sen ne öneriyorsun?"Bilge yine sıralamış;- Kimseye kendinizi "sevdirmeye" kalkmayın! Yapılması gereken tek şey,sadece kendinizi "sevilmeye" bırakmaktır...- Önemli olan; hayatta "en çok şeye sahip olmak" değil, "en az şeye ihtiyaç duymaktır".- Sizi seven çok kişi vardır ama onlar duygularını nasıl ifade edeceklerini bilmeyebilirler...- Bazen başkaları tarafından affedilmek yetmez, siz de kendinizi affedebilmelisiniz...

hayat dersi


Bugünümüzü çalan iki hırsız var; geçmişe ilişkin pişmanlıklarımız ve geleceğe ilişkin kaygılarımız.Bu iki hırsız bugünümüzü alıp götürür.Yaşamaya kıyamayıp geleceğe attığımız yaşantılarımız (bugün'lerimiz), gün gelir, yaşanmadan geçmişte kalır. İçinde bulunduğumuz anı yeterince yaşamadığımız zaman, geleceği hakkıyla yaşama şansımız azalır.Çünkü :Her şeyi biriktirebilirsiniz, ama zamanı biriktiremezsiniz, kendinizi de biriktiremezsiniz. Böyleyse, yaşanmadan ertelenmiş günleri ileride yaşama ihtimalimiz yoktur..Bugün ne varsa yarın tarih olacaktır ; tarih olmadan onların kıymetini bilmekte keyif vardır.Geçmiş bu an artık yoktur ; gelecek ise henüz yoktur.Eğer sürekli yas içindeyseniz geçmiş sizi kontrol ediyor demektir; sürekli korkuyorsanız gelecek sizi kontrol ediyor demektir ; eğer yasla ve korkuyla başa çıkmışsanız, bugününüzü kontrol edebilir, geleceğinizi planlayabilirsiniz.

hayat dedikleri mesele..........


Hayata hiç isyan etmeyin. Öncelikle şunu kabul edin, hayat adil değil. Hiçbirimiz, hiçbir canlı eşit yaratılmadı. Başımıza gelenler de eşit değil. Önce hayatın adil olmadığını kabul etmelisiniz. İşine akıl erdirebildiğiniz bir Tanrı, Tanrı değildir. "Guguk Kuşu" filminde Jack Nicholson akıl hastanesinde çok ağır bir mermer havuzu kaldırabileceğine dair diğer hastalarla iddiaya girer. Yüklenir ve havuzu kaldırmaya çalışır, kaldıramaz. Diğer hastalar onunla alay ederken bir şey söyler: "Ben en azından denedim". Siz gerçekten denediniz mi? Yoksa pencereden hayatı mı seyrediyorsunuz? Hayata Windows 98'den, Sony 72 ekrandan mı bakıyorsunuz? Oysa hayat hepimizin avuçlarının içinde, Kiminin nasır tutmuş parmaklarında Kiminin boyalanmış ellerinde, Kiminin gömleğinde ki ter kokusunda , Ama hayat her zaman avuçlarımızın içinde. Nasıl istersek, neye karar verirsek hayat orada var. Güneş, her sabah yeniden doğuyor, Gün, her şafakta nice umutlara gebe şekilde ağarıyor ve siz, Eğer isterseniz hayatı bir ucundan yakalama şansına sahipsiniz. Yeter ki gülümseyin Yeter ki bu gün benim günüm diyerek kalkın yatağınızdan (alıntı)

dostlar ırmaklar gibidir



Dostlar ırmak gibidir
Kiminin suyu az, kiminin çok
Kiminde elleriniz ıslanır yalnızca
Kiminde ruhunuz yıkanır boydan boya
Insanlar vardır; üstü nilüferlerle kaplı,
Bulanık bir göl gibi...
Ne kadar ugrassanız görünmez dibi.
Uzaktan görünüsü çekici, aldatıcı
İçine daldıgınızda ne kadar yanıltıcı....
Ne zaman ne gelecegini bilemezsiniz;
Sokulmaktan korkarsınız, güvenemezsiniz!
Insanlar vardır; derin bır okyanus...
İlk anda ürkütür, korkutur sizi.
Derinliklerinde saklıdır gizi,
Daldıkça anlarsınız, daldıkça tanırsınız;
Yanında kendinizi içi bos sanırsınız.
İnsanlar vardır, coskun bir akarsu...
Yaklasmaya gelmez, alır surukler.
Tutunacak yer gostermez beyaz kopukler!
Ne zaman nerede bırakacagı belli olmaz;
Bu tip insanla bir omur dolmaz.
İnsanlar vardır; sakin akan bir dere...
İnsanı rahatlatır, huzur verir gönüllere.
Yanında olmak baslı basına bır mutluluk.
Sesinde, görüntüsünde tatlı bir durgunluk.
Insanlar vardır; çesit çesit, tip tip.
Her biri baska bir karaktere sahip.
Görmeli, incelemeli, dogruyu bulmalı.
Her seyden önemlisi insan, insan olmalı...
İnsanlar vardır; berrak, pırıl pırıl bir deniz.
Bosa gitmez ne kadar güvenseniz.
Dibini görürsünüz her sey meydanda.
Korkmadan dalarsınız, sizi sarar bir anda.
İçi dısı birdir cekinme ondan.
Her sözü içtendir, her davranısı candan...
can yücel

bir kadın giderse............




KADINLAR gittiklerinde arkalarında daha büyük boşluklar bırakırlar. Onlar bir gün çekip gittiklerinde, peşlerinde "yetim-öksüz" kalan çok olur: Mutfaktaki dolap, perdeler, kavanozun içindeki eski düğmeler, özenle saklanmış küçülmüş giysiler, dolap diplerindeki kurdeleler... Sabah karanlığında mutfaktan gelen tıkırtılar susar, yetim kalmıştır tabaklar. Bir kadın gittiğinde hep suyu unutulur saksıların. Sık sık boynunu büker "sarıkız". O teki kalmış eski bardağın anlamını bilen olmaz, değerini kimse anlayamaz krom hac tasının. Balkon artık sessizdir, koridor kimsesiz. Hep böyle olur; bir kadın gittiğinde; övgüler, uyarılar, yakınmalar, dualar yetim kalır. Kapı eşiğindeki "Dikkat et..." duyulmaz, annesi gitmiştir "geç kalma"nın. Kadınlar, arkalarında büyük boşluklar bırakarak giderler. Bir kadın gittiğinde pek çok kişi gitmiştir aslında. Ve bir kadın gittiğinde pek çok "yetim" bırakmıştır arkasında. Bir kadın gittiğinde... Bir kadın gittiğinde ne çok kişi gider aslında; bir ağır işçi, bir temizlikçi, bir bakıcı, bir bahçıvan, bir muhasebeci... Bir anne gider... Bir dost... Bir arkadaş... Bir sevgili... Ne çok kişi yok olur bir kadın gittiğinde.

SHAKESPEARE DER Kİ.............


İyi ol fakat çok iyi olma. Birazcık huysuz ol fakat çok değil.İçinden geliyorsa dua et. Eğer sana rahatlık veriyorsa arada bir küfür de et.Etrafındakilere mümkün olduğunca dostça davran, müşfik ol. Eğer bir gün kötü davranmanı gerektirecek bir durum karşısında kalırsan, bağır, çağır, kır, dök ve unut..Her zaman ve her yerde eline geçen bütün saadeti yakala, en ufak bir parçanın bile kaçmasına izin verme.Yaşa, herşeyden önce yaşa ve sırf tesadüfen bu dünyaya gelmiş olduğun için, laf olsun diye günlerini geçirme.Eğer gerçek aşkı tanıyacak kadar şanslıysan, bütün kalbin, ruhun ve bedeninle sev.Hayatını o şekilde yaşa ki, her an kendi elini sıkabilesin ve her gün faydalı olan, hiç olmazsa bir şey yap ki, gecelerin yaklaşırken örtüleri üzerine çekip kendi kendine "ben elimden geleni yaptım" diyebilesin.Düşüncelerin neyse hayatın da odur.Hayatın gidişini değiştirmek istiyorsan düşüncelerini değiştir.

HİÇ BEKLENTİSİZ SEVDİNİZ Mİ?







Yani “BUGÜN TELEFON ETMEDİ” demeden,
“ŞU AN NEREDE ACABA?” diye kendi kendinizi yemeden,
“YAŞ GÜNÜMÜ HATIRLAYACAK MI ACABA ?” diye bir beklenti içine girmeden…
Sevdiniz mi hiç?Onun, size ait olmadığını kabul edip,onu özgür yaşamı ile sevmeyi denediniz mi?
Yanındaki arkadaşına aldırmamayı öğrenipama aldırmıyormuş gibi yapmadan, gerçekten aldırmadan,“BiTECEKSE BiTER, BUNU BEN DEğişTiREMEM, BENi SEVMEYi BIRAKMASINI DEĞİŞTİREMEYECEĞİM GİBİ” diye düşünüp.Onu yersiz kıskançlıklara boğmaktan ve kendinizi yıpratmaktan vazgeçebildiniz mi hiç?Hiç beklemeden çalan bir kapıda,
onu karşınız da görmek ne güzeldir bilir misiniz?
Beklemediğiniz bir anda hediye almak en sevdiğinizden…Ve beklemeden gelen bir “SENİ SEVİYORUM” mesajının tadına varabildiniz mi hiç?Siz istediğiniz için değil, o istiyor diye yapıldı mı tüm bunlar?Ve beklentisiz sevmenin tadına bakabildiniz mi hiç?“BUGÜN BENİ HATIRLAMADI” yerine
“HİÇ BEKLEMİYORDUM, SENİN GELECEĞİNİ” diyebilmek ne güzeldir oysa…Onu boğmadan, kendinizi boğmadan sevebilmek ne güzeldir…
Sahiplenme duygusundan uzak,sevmenin, sevilmenin tadına varabildiniz mi hiç?
Yapılmamış davranışlar, söylenmemiş sevgi sözcükleri ile kendi kendinizi aşk çıkmazında kaybedeceğinize,Hiç beklenmeyen bir demet çiçekle mutlu oldunuz mu?Beklentisiz sevin…
Ben, beklentisiz seviyorum…“NİYE ARANMADIM” diye düşünüp kendini kendinizi yiyeceğinize,
hiç beklenmedik bir “SENİ ÖZLEDİM” mesajı ile aşkı yakalayın..Beklentisiz sevin…
Ben, beklentisiz seviyorum…
O, sizin sevgiliniz olduğu için değil.
Ona tapulu malınız gibi, çantanız, arabanız gibi davranma hakkınız olduğunu düşünmeden.
Onu sevdiğiniz, onun da sizi sevdiği için sevin…Sevgiye karışan “BEKLENTİ” denen illeti hemen silin aşkın ak sayfalarından…Göreceksiniz ki, o zaman aşk, başka bir güzel…
Göreceksiniz ki,O zaman sevgili, daha bir romantik…
Göreceksiniz ki, o zaman sevmek ve sevilmenin damaklarda bıraktığı tat,
yıllanmış şarap gibi, beklenti zehrine karışmadan bir başka döndürüyor insanin başını..Ben, beklentisiz seviyorum…Onun nerede olduğunu merak etmiyorum…“BENİ BUGÜN NEDEN ARAMADI” diyegeçirmiyorum içimden, aramadığı zamanlarda…
Geleceğe dair hayallerim de yok zaten…Ben, sevgiyi yaşıyorum…Onun yanımda olduğu anlar o kadar değerli,o kadar kıymetli ki…Gerçekleşmemiş ve gerçekleşmeyecek beklentilerle mahvetmiyoruz o anları…Beklentisiz seviyoruz…
Sevdiğimiz için seviyoruz…Hayalsiz, geleceksiz, beklentisiz…
Anlık seviyoruz…Deneyin…
Beklentisiz, sevmeyi deneyin bir gün…Beklentilerle boğduğunuz aşklarınıza acıyacaksınız…
Can Dündar

hayat diye bişey var


ne oluyor, unuttunuz mu yoksa yaşadığınızı, günler, kızgın küller gibi bütün duygularınızı kavurup öldürerek mi geçiyor üzerinizden, arzuyla dudağınızı ısırdığınız olmuyor mu hiç, bir müzik sesiyle söyle bir koltuğunuzda doğrulduğunuz, aniden bir yaz yağmuru gibi boşanıveren sebepsiz sevinçlere inanmıyor musunuz, bir ağaç gölgesinde bir an durmak, bir aksam üstü denize baktığınızda bu sonsuz suların kıpırtısına şaşmak yok mu artık, el ele tutuşmak, bir avucun bir başka avuca dokunmasının yarattığı ürperti de hayal hanesinde kendine bir yer bulmuyor mu, bitti mi bu macera, çekildiniz mi hayattan, hayatın sizin bulunmadığınız yerlerde yaşandığına mı inanıyorsunuz, daha bitmeden bitirdiniz mi her şeyi, yorgun ruhunuz yeni coşkular için hazır hissetmiyor mu kendini? Delirdiniz mi siz? Bu köşe başında karşınıza ne çıkacağını biliyorsunuz, biliyorum genellikle köşe başlarında açlık ve ölüm çıkıyor karşınıza ama kim bilir, belki eski bir dosta, belki güzel bir kadına, belki okunmuş kitaplar satan bir sahafa da rastlayabilirsiniz, bir piyano sesi duyabilirsiniz ya da bir Rumeli türküsü açık bir pencereden, bir söğüt ağacı görebilirsiniz. Çocukken kabuğundan düdük yaptığınız, dans adımlarıyla yürüyen bir çift bacak geçiverir önünüzden, bir oğ* bir ıslık çalabilir, hatta siz bile çalabilirsiniz. "Ne sevinci, ne hayatı, ne eğlencesi, para yok ki" diyorsanız eğer ve eğlenmek için paranın gerekliliğine bu kadar inanıyorsanız, emin olun paranız olduğunda da eğlenemezsiniz, para eğlenceyi çeşitlendirir sadece ama eğlenceyi yaratamaz, öpüşmek parayla değil, şarkı mırıldanmak parayla değil, "acaba simdi o ne yapıyor" diye düşünmek parayla değil, televizyonda iyi bir film seyretmek parayla değil, sizin için demlenmiş bir bardak çayı, bu benim için yapıldı diye neredeyse gururla alıp, bardağı ince belinden sıkıca kavrayıp içmek parayla değil. Bir tabak semizotunu sevinçle paylaşabilirsiniz ve hiç bir pahalı lokantada bulamayacağınız bir tad alırsınız, eğer bir tabak yemeği paylaştığınız, paylaşmak istediğiniz insansa. Hayat diye bir şey var. Sadece sizin olan, sadece size ait, içinde sadece sizin gördüğünüz çiçekler açan, yalnızca sizin müziklerinizin çaldığı bir bahçe var, sokmayın oraya öyle herkesi, çiçeklerinizi başkalarının çapalamasını beklemeyin, şarkılarınızı başkalarına söyletmeyin, anladık, ahmaklıklar oluyor, aptalca kararlar veriliyor, hepinizin hayatından bir şeyler çalınıyor, hayallerinizi teker teker buduyorlar, ümitlerinizi öldürüyorlar, çaresiz bırakıyorlar sizi, yenildiniz belki de, yenilginin ağır yarasını taşıyorsunuz ruhunuzda, ama gene de bir hayatınız var sizin, sadece size ait bir bahçeniz, durup soluklanacağınız, yaralarınızı yıkacağınız, çiçeklerini seyredebileceğiniz bir bahçe, soğukta bir bira içebilirsiniz, bir ağacın gölgesinde durabilirsiniz bir an, sabaha karşı uyanıp her ay yeniden doğan hilale bir bakabilirsiniz, çok sevdiğiniz bir kitabı bir daha karıştırabilirsiniz, aşık olabilir yada aşık olmayı düşünebilirsiniz, klerinizi özleyebilir ve bir gün yeniden kavuşabileceğinizi hayal edebilirsiniz, geceleri ağaçların daha değişik koktuğunu fark edebilirsiniz, yeni bir salata icat edebilirsiniz, sevgilinizi çırılçıplak soyup evde öyle dolaşabilirsiniz, saçlarınızı her zamankinden daha değisik kestirebilir, evinize bir gün de başka bir yoldan gidebilirsiniz, alışkanlıklarınızı değiştirmek için kendinize karşı müthiş bir savaş açabilirsiniz. Hayat diye bir şey var, her zaman size keşfedilecek geniş alanlar bırakan, ne kadar yaşarsanız yaşayın daima bilmediğiniz, kuytularına sokulamadığınız bir hayat, sadece size ait bir hayat. Biliyorum dertler çok, ahmaklıklar yapılıyor, sıkıntılar bitmiyor, günler birbiri ardına buruşup eskiyor, yorgunsunuz, belki yeniksiniz. Teslim mi olacaksınız peki? Hayal kurmayacak mısınız, çılgınca sevişmeyecek misiniz, bir daha öpüşmeyecek misiniz, ağaçlara sevdibakmayacak mısınız, denizlere şaşmayacak mısınız, ani ve sebepsiz sevinçlere inanmayacak misiniz, bir tabak semizotunun tahmin edemeyeceğiniz kadar lezzetli olabileceğini hiç düşünmeyecek misiniz, sizin için demlenmiş bir bardak çayı bardağı belinden kavrayıp içmeyecek misiniz, daha bitmeden bitirecek misiniz her şeyi. Delirdiniz mi siz? Hayat diye bir şey var, evet orada, elinizin hemen yanında duruyor. Ahmet ALTAN

kadın


Kimi der ki kadın uzun kış gecelerinde yatmak içindir
Kimi der ki kadın yeşil bir harman yerinde dokuz zilli köçek gibi oynatmak içindir.
Kimi der ki ayalimdir.
Boynumda taşıdığım vebalimdir.
Kimi der ki hamur yoğuran.
Ne o, ne bu, ne döşek, ne köçek, ne ayal, ne vebal.
O benim kollarım, bacaklarım.
Yavrum, annem, karım, kız kardeşim hayat arkadaşımdır

NAZIM HİKMET

ANLADIM............


Bunca zaman bana anlatmaya çalıştığını, kendimi bulduğumda anladım.Herkesin mutlu olmak için başka bir yolu varmış,kendi yolumu çizdiğimde anladım.
Bir tek yaşanarak öğrenilirmiş hayat, okuyarak, dinleyerek değil.Bildiklerini bana neden anlatmadığını anladım.
Yüreğinde aşk olmadan geçen her gün kayıpmış.Aşk peşinden neden yalınayak koştuğunu anladım.
Sevmek ile sevilmenin yolu önce kendini sevmekten geçermiş.Neden kendine aşık olduğunu anladım.
Acı, doruğa ulaştığında gözyaşı gelmezmiş gözlerden.Neden hiç ağlamadığını anladım.
Ağlayanı güldürebilmek, ağlayanla ağlamaktan daha değerliymiş.Gözyaşımı kahkahaya çevirdiğinde anladım.
Ve sevilenle ağlayamıyor, kaçıyorsan ondan, çaresizliktenmiş.Senin acın için odamda tek başıma hıçkırıklarla ağladığımda anladım.
Bir insanı herhangi biri kırabilir ama bir tek çok sevdiği acıtabilirmiş.Çok acıttığında anladım.
Fakat, hak edermiş sevilen onun için dökülen her bir damla gözyaşını.Gözyaşlarıyla birlikte sevinçler terk ettiğinde anladım.
Yalan söylememek değil, gerçeği gizlememekmiş marifet.Yüreğini elime koyduğunda anladım.
Tek başına ayakta durabilecek kadar güçlüysen, yanında tutanlar varmış.Neden hiç yalnız kalmadığını anladım.
Ve Sana ihtiyacım var, gel diyebilmekmiş güçlü olmak.Sana git dediğimde anladım.
Biri sana git dediğinde, kalmak istiyorum diyebilmekmiş sevmek.Git dediklerinde gittiğimde anladım.
Dostun seni bir kez terk edermiş, bin kez değil.Aslında hep yanımda olduğunu anladım.
Ve bir kez terk etti mi seni, affetmek çok zormuş,Ben de affedemediğin şeyin ne olduğunu anladım.
Sana sevgim şımarık bir çocukmuş her düştüğünde zırıl zırıl ağlayan.Büyüyüp bana sımsıkı sarıldığında anladım.
Özür dilemek değil, affet beni diye haykırmak istemekmiş, pişman olmak.Gerçekten pişman olduğumda anladım.
Affedemem, çok geç demek gururdan başka bir şey değilmişhâlâ sevgi varsa içinde eğer.Tutsak kalbimin kapılarını kırıp, içine baktığımda anladım.
Ve gurur, kaybedenlerin, acizlerin maskesiymiş,sevgi dolu yüreklerin gururu olmazmış.Yüreğimde sevgi bulduğumda anladım.
Ölürcesine isteyen, beklemez, sadece umut edermiş bir gün affedilmeyi.Beni affetmeni ölürcesine istediğimde anladım.
Sevgi emekmiş, emek ise vazgeçmeyecek kadarama özgür bırakacak kadar sevmekmiş. Anladım...

HAYATIN KURALLARI




Göğün her yerde mavi olduğunu anlamak için dünyayı dolaşman gerekmez.
* Bak, aynı zamanda da baktığını gören ol.* Geldiğin zaman boşluk dolduran değil,gittiğin zaman yeri doldurulamayan ol. * Her duyduğuna inanma, elindekinin hepsini harcama ve istediğin kadar uyuma.* "Seni seviyorum" derken inanarak söyle. * "Özür dilerim" derken karşındakinin gözünün içine bak.* İlk görüşte aşka inan.* Evlenmeden önce en az altı ay nişanlı kal. * Asla başkalarının hayalleriyle dalga geçme.* Derinden ve inançla sev. * Kırılabilirsin belki ama başka türlü de hayatını tam yaşayamazsın.* Anlaşmazlıklarda dürüstçe savaş.* İnsanlar hakkında konuşulanlara inanıp onlar hakkında karar verme.* İnsanları yargılarsan, onları sevmeye zamanın kalmaz.* İnsanlara beklediklerinden fazlasını ver ve bu işi yaparken kibar ol.* Yavaş konuş, ama hızlı düşün.* Eğer biri sana cevap vermek istemediğin bir soru sorarsa gülümse ve "neden bilmek istiyorsun?" de.* Şunu daima hatırla ki, büyük aşk veya büyük yatırım daima büyük risk taşır.* Eğer kaybedersen, aklını da kaybetme. * Üç "S" yi unutma: Sevgi - herkese, Saygı - kendine, başkalarına, Sorumluluk - tüm hareketlerin için. * Küçük bir tartışmanın tüm dostluğu mahvetmesine izin verme. * Dostun olsun istiyorsan, dost ol. * Eğer hata yaptığını fark edersen, hemen onu düzeltmeye bak, bile bile devam etme. * Telefonda konuşurken gülümse. Karşındaki sesinden gülümseyişini duyacaktır.* Konuşmayı sevdiğin biriyle evlen. Yaşın ilerledikçe sohbet her şeyden fazla önem kazanacaktır.* Biraz yalnız kalmaya özen göster.* Anneni say, sev, ara. * Yeniliklere açık ol, ama ille de değişmeye çalışma.* Şunu bil ki, sessiz kalmak bazen de en iyi cevaptır. * Daha fazla kitap oku, dostlarını ara, daha az TV seyret. * Güzel, şerefli bir hayat yaşa.Yaşlanıp geri baktığında ikinci bir defa tadını çıkarırsın.* Allaha güven - ama arabanı kilitle.* Yuvanda sıcak bir ortam yaratmak için elinden geleni yap.* Sevdiklerinle tartışırken, o anı önemse, geçmişi kurcalama.* Satır aralarını da oku. Bilgilerini paylaş.* Bilgi insanı kuşkudan, iyilik acı çekmekten, kararlılık korkudan kurtarır.KONFÜÇYÜS
* Dünyaya iyi davran.* Dua et. Büyük güç verir.Düşün. Daha da büyük güç verir.* İşini iyi yap.* Öperken gözlerini kapamayan sevgiliye güvenme. * Yılda bir defa, daha önce gitmediğin bir yere git. * Eğer çok paran olursa, başkalarına yardım et.Paranın en zevkli tarafını kaçırma.* Bazen istediğin bir şeyin olmaması senin için bir şanstır.* Önce kuralları öğren, düşün, karar ver ve bazılarını boz.* En iyi ilişkin, birbirinize olan sevginiz, birbirinize ihtiyacınızdan fazla olduğu zaman olacaktır. * Başarının gerçek olup olmadığını anlamak için karşılığında neler verdiğine bak.* Ders alınmış başarısızlık başarı demektir.* Şunu bil ki, karakterin senin kaderindir. * Sınırsızca sev, her gönülde çiçek olacağına bir gönülde buket ol.* Kişiliğini ve kimliğini hiçbir değerle değiştirme!*Sevgi icin kollarını kapalı tutma, sonra kendinden başka tutacak şey bulamazsın. * İçinden ne geliyorsa yap. Doğal ol. * Sana Yapılan iyiliği mermere, kötülüğü toza yaz..* Mutluluk, sorunsuz bir yaşam değil, onlarla başa çıkabilme yeteneği demektir.* Gülmek için mutluluğu bekleme, sonra tebessüm bile edemezsin.

İYİ DÜŞÜNÜN



Bu yılınızı iyi geçirdiniz mi? Sağlıklı olduğunuz için hiç sevindiniz mi? Bu yıl hiç gün ışığı ile uyandınız mı? Kaç kez güneşin doğuşunu izlediniz? Bir neden yokken kaç kişiye hediye aldınız? Kaç sabah yolda bir kediyi okşadınız? Bu yıl yeni doğmuş bir bebek parmağınızı sıkıca tuttu mu hiç? Ve siz onu hiç kokladınız mı?Yaz gecelerinde ne çok yıldız olduğuna hiç şaşırdınız mı?Kendinize bu yıl kaç oyuncak aldınız? Kaç kez gözlerinizden yaş gelinceye kadar güldünüz? Yaşlı bir ağaca sarıldınız mı bu yıl? Çimlere uzandığınız oldu mu? Çocukluğunuzdan kalan bir şarkıyı söylediniz mi hiç? Hiç suda taş kaydırdınız mı bu yıl? Kaç kez kuşlara yem attınız? Bir çiçeği dalındayken kokladınız mı? Bu yıl kaç kez gökkuşağı gördünüz? Ya da hediye alan bir çocuğun gözlerindeki ışığı? Kaç kez mektup aldınız bu yıl? Eski bir dostunuzu aradınız mı hiç? Kimseyle barıştınız mı bu yıl? Aslında mutlu olduğunuzu kaç kez farkettiniz bu yıl? İyi bir yılın, bunlar gibi birçok "küçük şeye"e bağlı olduğunu hiç düşündünüz mü bu yıl? Yayılın çimenlerin üzerine..... Acele edin.... Er veya geç... Çimenler yayılacak üzerinize... Can DÜNDAR

dostları olmalı insanın...........



Dostları olmalı insanın, aynen gemilerin limanları gibi.Zaman zaman uğradığın, yükünü boşalttığın,dalgalar dininceye kadar beklediğin koynunda.Sonra açık denizlere uğurlamalı seni, geri döneceğin günü bekleme umuduyla. Bazen, rüzgâra o açmalı yelkenini,yanağına konan bir öpücüğün coşkusuyla,halatlarını çözmeli, seni çok ama çok özlemeli.
Dostları olmalı insanın; ermiş, bilge, hayatı ezbere okuyabilen.Düşünmediklerini düşündüren, seni bir cambaz ipinde, güvende tutabilen, gerektiğinde senin için ateşi yutabilen, yolunu ışıtan ustan olmalı.Şekillendirmeyi öğretmeli hayatın çömleğini. Sana vermeli soğuk bir kış gününde üzerindeki tek gömleğini...

Öğret ona


Zaman alacak biliyorum, fakat eğer öğretebilirsen ona,Kazanılan bir liranın, bulunan beş liradan daha değerli olduğunu öğret.
Kaybetmeyi öğrenmesini öğret ona ve hem de kazanmaktan neşe duymayı.
Kıskançlıktan uzaklara yönelt onu.
Eğer yapabilirsen,Sessiz kahkahaların gizemini öğret ona.
Bırak erken öğrensin, zorbaların görünüşte galip olduklarını...
Eğer yapabilirsen, ona kitapların muzicelerini öğret.
Fakat ona sessiz zamanlar da tanı.
Gökyüzündeki kuşların, güneşin altındaki arıların, ve yemyeşil yamaçtaki çiçeklerin ebedi gizemini düşünebileceği.
Okulda hata yapmanın, hile yapmaktan çok daha onurlu olduğunu öğret ona.
Ona kendi fikirlerine inanmasını öğret.
Herkes ona yanlış olduğunu söylediğin de dahi.
Tüm insanları dinlemesini öğret ona,
Fakat tüm söylediklerini gerçeğin eleğinden geçirmesini, ve sadece iyi olanları almasını da öğret.
Eğer yapabilirsen, üzüldüğün de bile nasıl gülümseyeceğini öğret ona.
Gözyaşlarında hiçbir utanç olmadığını öğret.
Ona kuvvetini ve beynini en yüksek fiyatı verene satmasını,
Fakat hiçbir zaman kalbi ve ruhunafiyat etiketi koymamasını öğret.
Uğultulu bir insan kalabalığına kulaklarını tıkamasını öğret ona.
Ve eğer kendisinin haklı olduğuna inanıyorsa, dimdik dikilip savaşmasını öğret.

Abraham Lincoln

leo buscaglia'dan RİSK


Gülmek; "SAF" denme riskini göze almaktır.
Ağlamak ise; "DUYGUSAL" görünme riskini...
Birine yakınlaşmak; "KENDİNİ KAPTIRMA" riskini
Duygularını açmak; "KENDİNİ ORTAYA KOYMA" riskini,
Hayalleri ve düşünceleri sergilemek ise;
"ONLARI BAŞKASINA KAPTIRMA" riskini göze almaktır.
Sevmek; "KARŞILIK GÖREMEME" riskini...
Yaşamak ise; "ÖLME" riskini göze almaktır.
Umutlanmak; "HAYAL KIRIKLIĞINA UĞRAMA" riskini
Çabalamak ise; "BAŞARISIZ OLMA" riskini göze almaktır...
Ama riskler yaşanmalıdır,çünkü; hayatımızın en büyük riski hiç risk almamaktır.
Hiç risk almayan kişi, belki acı ve üzüntülerden konunabilirama büyüyemez, sevemez, değişemez, hissedemez, öğrenemez. Garanti arayışlarıyla zincirlenmiş bir köle olarak yaşarken,bedelini; özgürlüğünü kaybederek öder.Sadece; riski göze alabilen kişi hürdür.

mümkün olsaydı.........


Çocuğumu yeniden yetiştirmem mümkün olsaydı:
Ona işaret parmağımı kaldırıp yasaklar koymak yerine, parmaklarıyla resim yapmayı öğretirdim.
Hatalarını daha az düzeltir, onunla daha cok yakınlık kurmaya çalışırdım.
Onu sadece gözlerimle izler, saat kısıtlamaları koymazdım.
Daha bilgili olmaya çalışır, daha cok şefkat gösterirdim.
Onunla daha çok yürüyüşlere çıkar, uçurtmalar uçururdum.
Ona karşı ciddi bir tavır içinde olmak yerine, onunla oyun oynardım.
Onunla kırlarda koşar, yıldızları seyrederdim.
Onunla daha az çekişir, ona daha çok sarılırdım.
Önce benlik saygısı kazanmasını sağlar, sonra bir ev almaya çalışırdım.
Ona her zaman katı davranmaz, onu daha çok onaylar ve yüreklendirirdim.
Güç konusunda daha az ders verir, sevgi konusunda daha çok şey öğretirdim.

Diane Loomans

yaşanmışlık......




Öykü, yüzyıllar önce gözlemlenen bir olayı nakletmektedir: Bir keşiş araştırma yapmak için bir köye gitmişti. Önce o köyün mezarlığına girdi. Çünkü kültürlerin, yaşam felsefesinin böyle yerlerde gizli olduğuna inanıyordu. Gözleri birden mezartaşlarının üzerindeki rakamlara takıldı. Mezartaşlarında 5, 867, 900, 20003, 4979, 7, 421 örneği, birbiriyle hiç de bağlantısı olmayan rakamlar vardı. Uzun uzun düşündü, fakat bu rakamların anlamını çözemedi Köyün en bilge kişisine gitti, ona sordu: "Nedir bu rakamlar Tanrı aşkına?" dedi. "Bu rakamların gösterdikleri ay mıdır, yıl mıdır, saat midir?" Bilge kişi gülümseyerek yanıtladı: "Bizler bebeklerimiz doğduğu zaman, bellerine bir ip bağlarız" dedi. "Yaşamı boyunca her güldüğü an, o ipe bir düğüm atarız. Öldükten sonra ise, bellerindeki düğümleri sayar, düğümün sayısını mezartaşına yazarız." Bilge kişi, karşısındaki keşişin birşey anlamadığını görünce açıklamasını sürdürdü: "Böylece onun ne kadar 'yaşamış' olduğunu anlarız..

hayatımızdaki taşlar.........


Profesör sınıfa girer. Karşısındaki seçkin MBA öğrencilerine kısa bir süre baktıktan sonra, "Bugün Zaman Yönetimi konusunda deneyle karışık bir sınav yapacağız" der. Kürsüye yürür, kürsünün altından kocaman bir kavanoz çıkarır. Ardından kürsünün altından bir düzine yumruk büyüklüğünde taş alır ve taşları büyük bir dikkatle kavanozun içine yerleştirmeye başlar. Kavanozun daha başka taş almayacağından emin olduktan sonra öğrencilerine "Bu kavanoz doldu mu?" diye sorar. Öğrenciler hep bir ağızdan "Doldu." diye cevap verirler. Profesör "Öyle mi?" der ve kürsünün altına eğilerek bir kova mıcır çıkarır. Mıcırı kavanozun ağzından yavaş yavaş döker. Sonra kavanozu sallayarak mıcırın taşların arasına yerleşmesini sağlar. Ardından da öğrencilerine bir kez daha "Bu kavanoz doldu mu?" diye sorar. Bir öğrenci "Dolmadı herhalde" diye atılır. "Doğru" der profesör ve gene kürsünün altına eğilerek bir kova kum alır ve yavaş yavaş tüm kum taneleri, taşlarla mıcırların arasına nüfuz edene kadar döker. Gene öğrencilerine döner ve "Bu kavanoz doldu mu?" diye sorar. Tüm sınıftakiler hep bir ağızdan "Hayır" diye bağırırlar. "Güzel" der profesör ve kürsünün altına eğilerek bir sürahi alır ve kavanoz ağzına kadar doluncaya dek suyu boşaltır. Sonra da öğrencilerine dönerek "Bu deneyin amacı neydi?" diye sorar. Uyanık bir öğrenci hemen "Zamanımız ne kadar dolu görünse de, daha ayırabileceğimiz zamanımız mutlaka vardır." diye atlar. "Hayır" der profesör, "Bu deneyin esas anlatmak istediği, eğer büyük taşları baştan yerleştirmezseniz, küçükler girdikten sonra büyükleri hiçbir zaman kavanozun içine koyamayacağınız gerçeğidir." Öğrenciler şaşkınlık içinde birbirlerine bakarken profesör devam eder: "Nedir hayatınızdaki büyük taşlar?
* Sevdikleriniz
* Arkadaşlarınız
* Eğitiminiz
* Hayalleriniz
* Sağlığınız
* Bir eser yaratmak
* Başkalarına faydalı olmak
* Onlara bir şey öğretmek
Büyük taşlarınız belki bunlardan biri, belki birkaçı, belki de hepsi...Bu akşam yatmadan önce iyi düşünün ve sizin büyük taşlarınızın hangileri olduğuna iyi karar verin... Bilin ki büyük taşlarınızı ilk olarak kavanoza yerleştirmezseniz, bir daha hiçbir zaman koyamazsınız...

sevmek bazen vazgeçmektir........


İyi kalpli, yalnız bir adam, bir gün bir koza bulur.Kozanın içinde küçük bir tırtıl vardır. Adam çok sever bu tırtılı, onunla tüm yalnızlığını, tüm sevgisini paylaşır.Gel zaman git zaman tırtıl büyür, güzel bir kelebek olur. Adam, kelebeğine hayran... bırakamaz bir türlü... Aslında kelebeğin aklında dağlar, kırlar,çiçekler vardır da; kıyamaz bir türlü adama ve sevgisine, yalnız bırakamaz onu... Üç günlük ömrünü sevildiği ve sevdiği yerde geçirmeye hazırdır...Ama adam bilir ki; "Sevmek bazen vazgeçmeyi de bilmektir" ...Kelebeğine son kez bakar ve onu salıverir özgürlüğüne,kırlarına, çiçeklerine doğru...Kelebek mutlu olmasına mutlu olur ama hiç bir meltem, hiç bir çiçek yaprağı adamın avucunun sıcaklığını andırmaz...Aklında adam, o çiçek senin bu çiçek benim dolaşır saatlerce... Adam bir kelebeğe sevdalı, bakıp durur boşluğuna. Kelebekse hala konacak sıcak biravuç aramakta...Böylece kelebek şunu anlar: BAZEN AİT OLDUĞUMUZ YER ORASIDIR; SICAK BİR AVUÇTUR BİLİRİZ AMA O YERİN BİZE AİT OLMA İHTİMALİ BİR HİÇTİR ...Böylece adam şunu anlar: HİÇ BİR SEVDAYI YALNIZCA SEVGİYLE YAŞATAMAZSINIZ...O günden sonra kelebek, adama duyduğu özlemi gömecekbir dağ aramayabaşlar, ama gücü tükenene dek arayıp da bulamayınca anlar ki; HİÇ BİR DAĞ BİR ÖZLEMİ GÖMEBİLECEĞİNİZ KADAR BÜYÜK DEĞİLDİR ...Adamsa artık sevdasını koyar sımsıcak avuçlarına; kelebeğin yerine...

Shakespeare'den..............

Bazen, bir çocuk bakar gözlerinin içine.
Arkan dönüktür, göremezsin...
Bazen, güneş kucağındadır.
Orada olduğunu bile bilmezsin...
Bazen, yıldızları süpürürsün eteklerinle.
Telaşlısındır, farkına varmazsın...
Bazen, bir orkestra kurulur içinde..
Başka sesleri duyar onu duymazsın...
Bazen, mutluluk gelip konar kirpiğine.
Bazen, bir sandık hazine durur başucunda.
Akıl edip, kapağını aralamazsın...
Bazen, hayatının fırsatı geçiverir önünden.
Tehir eder, koşup yakalamazsın...
Meşgulsündür, uzanıp tutmazsın... Shakespeare

YAŞAMAK


YAŞAMAK fırsattır , yararlanmayı bil.
YAŞAMAK güzelliktir, kıymetini bil.
YAŞAMAK mutluluktur, tatmayı bil.
YAŞAMAK rüyadır, gerçekleştirmeyi bil.
YAŞAMAK meydan okumasıdır sana,karşı çıkmayı bil.
YAŞAMAK görevdir,tamamlamayı bil.
YAŞAMAK servettir, korumayı bil.
YAŞAMAK aşktır, sevgidir, keyfini çıkarmayı bil.
YAŞAMAK bilmecedir, çözmeyi bil.
YAŞAMAK hüzündür, aşmayı bil.
YAŞAMAK şarkidir, söylemeyi bil.
YAŞAMAK mücadeledir, kabullenmeyi bil.
YAŞAMAKyaşamaktır,uğruna savaşmayı bil.

mutluluk nerede?


İnsanoğlu mutluluğu hep hor kullanıyormuş hep şikayetçi, hep bıkkınmış.
BUgün melekler, mutluluğu saklamaya karar vermişler.
Saklayalım zor bulsunlar...zor buldukları için belki kıymetini bilirler.
diyerek başlamışlar tartışmaya...sorun büyükmüş...kimisi:”Everestin tepesine saklayalım” demiş, kimisi ” atlas okyanusun dibine” demiş
Tac mahalin kubbesi,mekke sokakları,italyan sofrası...bir hastanenin yeni doğan odası,dondurma külahı,şarap şişesi...sigara paketi,lale bahçesi...pek çok yer düşünmüşler ama hiç biri yeterince zor gelmemiş.derken meleklerden biri;”
İÇLERİNE SAKLAYALIM” demiş...”kimsenin aklına gelmez ki içine bakmak!!!”işte o gün bugündür mutluluk insanın içinde saklıymış...hiç bir mutluluk kolay bulunmuyor.kolay kolay gülmüyor insanın yüzü...emekte ve insanın içinde saklı mutluluk...ne başkasın ekmeğinde, ne başkasın evinde, ne de başka bir şeyde...”BU YÜZDEN GÖZÜNÜZ HEP İÇERDE OLSUN”...

gidene kal demeyeceksin


Gidene kal demeyeceksin. .. Gidene kal demek zavallılara, Kalana git demek terbiyesizlere, Dönmeyene dön demek acizlere, Hak edene git demek asillere yakışır. Kimseye hak etmediğinden fazla değer verme, yoksa değersiz olan hep sen olursun...
Düşün... Kim üzebilir seni senden başka? Kim doldurabilir içindeki boşluğu sen istemezsen? Kim mutlu edebilir seni, sen hazır değilsen? Kim yıkar, yıpratır sen izin vermezsen? Kim sever seni, sen kendini sevmezsen? Her şey sende başlar, sende biter... Yeter ki yürekli ol, tükenme, tüketme, tükettirme içindeki yaşama sevgisini... Ya çare sizsiniz yada çaresizsiniz. ..
NIETSZCHE

çocuklarımız


Eğer bir çocuk eleştiri ile yaşarsa, Kınamayı öğrenir.Eğer bir çocuk düşmanlıkla yaşarsa, Savaşmayı öğrenir.Eğer bir çocuk alayla yaşarsa, Utanmayı öğrenir.Eğer bir çocuk utançla yaşarsa, Kendini suçlu hissetmeyi öğrenir.Eğer bir çocuk hoşgörü ile yaşarsa, Sabırlı olmayı öğrenir.Eğer bir çocuk teşvik ve onayla yaşarsa, Kendine güvenmeyi öğrenir.Eğer bir çocuk övgü ile yaşarsa, Değer vermeyi ve takdiri öğrenir.Eğer bir çocuk dürüstlükle yaşarsa, Doğruyu öğrenir.Eğer bir çocukarkadaşlık içinde yaşarsa, Sevmeyi ve dostluğu öğrenir

Öyle bir hayat yaşadım ki..............


öyle bir hayat yaşadım ki
cenneti de gördüm cehennemi de
öyle bir aşk yaşadım ki
tutkuyu da gördüm pes etmeyi de
bazıları seyrederken hayatı en önden
kendime bir sahne buldum oynadım
öyle bir rol vermişler ki
okudum okudum anlamadım
kendi kendime konuştum bazen evimde
hem kızdım hem güldüm halime sonra dedim ki
"söz ver kendine" denizleri seviyorsan, dalgaları da seveceksin
sevilmek istiyorsan, önce sevmeyi bileceksin
uçmayı seviyorsan, düşmeyi de bileceksin
korkarak yaşıyorsan, yanlızca hayatı seyredersin
öyle bir hayat yaşadım ki
son yolculukları erken tanıdım
öyle çok değerliymiş ki zaman
hep acele etmem bundan
anladım kendi kendime konuştum bazen evimde
hem kızdım hem güldüm halime sonra dedim ki
söz ver kendine " denizleri seviyorsan, dalgaları da seveceksin
sevilmek istiyorsan, önce sevmeyi bileceksin
uçmayı seviyorsan, düşmeyi de bileceksin
korkarak yaşıyorsan, yanlızca hayatı seyredersin

yaşadıklarımdan öğrendiğim bişey var


Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var: Yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi Sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten Sen bitkin düşmelisin koklamaktan bir çiçeği İnsan saatlerce bakabilir gökyüzüne Denize saatlerce bakabilir, bir kuşa, bir çocuğa Yaşamak yeryüzünde, onunla karışmaktır Kopmaz kökler salmaktır oraya Kucakladın mı sımsıkı kucaklayacaksın arkadaşını Kavgaya tüm kaslarınla, gövdenle, tutkunla gireceksin Ve uzandın mı bir kez sımsıcak kumlara Bir kum tanesi gibi, bir yaprak gibi, bir taş gibi dinleneceksin İnsan bütün güzel müzikleri dinlemeli alabildiğine Hem de tüm benliği seslerle, ezgilerle dolarcasına İnsan balıklama dalmalı içine hayatın Bir kayadan zümrüt bir denize dalarcasına Uzak ülkeler çekmeli seni, tanımadığın insanlar Bütün kitapları okumak, bütün hayatları tanımak arzusuyla yanmalısın Değişmemelisin hiç bir şeyle bir bardak su içmenin mutluluğunu Fakat ne kadar sevinç varsa yaşamak özlemiyle dolmalısın Ve kederi de yaşamalısın, namusluca, bütün benliğinle Çünkü acılar da, sevinçler gibi olgunlaştırır insanı Kanın karışmalı hayatın büyük dolaşımına Dolaşmalı damarlarında hayatın sonsuz taze kanı Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var: Yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara,göğe,bütün evrene karışırcasına Çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana Ataol BEHRAMOĞLU

Yaşamak Güzel Şey Doğrusu



Üstelik hava da güzelse
Hele gücün kuvvetin yerindeyse
Elin ekmek tutmuşsa bir de
Hele tertemizse gönlün
Hele kar gibiyse alnın
Yani kendinden korkmuyorsan
Kimseden korkmuyorsan dünyada
Dostuna güveniyorsan
İyi günler bekliyorsan hele
İyi günlere inanıyorsan
Üstelik hava da güzelse
Yaşamak güzel şey
Çok güzel şey doğrusu.

BEN BİR ÖĞRETMENİM.............



Ben bir öğretmenim Okulların birinde Duymayı, düşünmeyi öğretirim. Derslerimde... Bir söz yağmurudur, ders dediğin de, İnsan göklerinden, rahmet yerine, Kitaplar dolusu yağar da yağar... Benim çocuklarım bu bahçelerde, Bu yağmur altında ıslanmadalar. Bir yağmur sonrası gelin seyredin, Her taraf tepeden tırnağa bahar... Bulutsuz masmavi dünyalarına, Sevginin, sevincin güneşi doğar. Böyle çocuklarla dolar her yanım, Çocuklar kardeşim, Çocuklar arkadaşım, Canım? Onlarda toplanmıştır Geçip giden zamanım, Bir parıltı görsem gözlerinde, Bilgiden, anlayıştan yana, Bir hal olur bana... Zannedersiniz ki, Dünyalar benim? Çocuklar, kitaplar, yazı tahtası Enine boyuna bütün zamanlar, Dört duvar arası bir dershanede, Her dinden her dilden gelmiş insanlar. Bizimle konuşur hayal ederler, Bağlanırız kalırız kendilerine. Hikaye anlatır, şiir söylerler, Mutluluk üstüne, ümit üstüne?

Annelik








Doğduğu gün daha önce hiç yaşamadığınızı hissetmektir annelik. Aynaya bakıp benden bu kadar güzel bir melek nasıl doğdu diyebilmektir annelik. Topuğundan kan alınırken kendi topuğuna da iğne batırmaktır annelik. O her ağladığında kendi gözyaşlarını içine akıtmaktır annelik. Uyuduğunda yanına alıp, yavrum uyanmasın diye yattığın gibi kalkmaktır annelik. Onun parmağına kıymık batsa sizin elinizin kanamasıdır annelik. Gece uyurken onun kirpiğinin kıpırdadığını hissedebilmektir annelik. Yavrusunu doyurmadan yemek yiyememek, su içememektir annelik. Kokusu sinmiş diye bütün gün elin burnunda dolaşmaktır annelik. Hic uyumadığınız bir gece bile ağladığı an "geliyorum meleğim" diye yanına koşabilmektir annelik. Gördüğünüz her bebeği kendi evladınız gibi sevebilmektir annelik. Hayata komplekslerinden arınmış olarak gülümseyebilmektir annelik. Koşulsuz ve karşılıksız tek sevginin evlat sevgisi olduğunu fark etmektir annelik. Her ne şartta olursa olsun, onun için inadına yaşamaya çalışmaktır annelik. Ve her gece tanrıya yavrumdan beş dakika fazla ömrüm olmasın diye yalvarmaktır. Derya Gökalp

KADIN OLMAK




Kadın Olmak!...
Bir kadın çocuktur aslında… Çocuk gibi davranmayı sever. Erkeğin kendisine bir çocuğa gösterdiği şefkati göstermesini ister.Bir çocuğu okşar gibi incitmekten korkarak sevmeli erkek kadını… Ama hiç bir kadın çocuk muamelesi görmek istemez. Söylediği şeyler çocukça da olsa dinlenilmesini, dikkate alınmasını ister.Yani bir kadının çocukluk yapmasına izin vereceksiniz; ama asla onu bir çocuk olarak görmeyeceksiniz..
Bir kadın güçlüdür aslında...
Hatta erkeklerden çok daha güçlüdür. Ama bu gücünü her zaman ortaya koymasını sevmez. İster ki, erkeğin gücü kendisine huzur versin. Kendi kendine yapabileceği şeyleri bile erkeğin yapmasını bekler. Böylece hem daha kadın olduğunu hissedecektir hem de erkeğinin ne kadar güçlü olduğunu görecektir. Ancak kadın gücünü göstermek istediğinde onu engelleyemezsiniz. Yapmak istediği bir şey varsa mutlaka yapar.
Bir kadın sevgidir aslında...
İçinde her zaman sevgiyi taşır. Sevdiklerinden kolay ayrılamaz. Sevdiklerini kolay kolay kıramaz. Zor sever; ama, tam sever. Bir kadının tam anlamıyla sevebilmesi için yüreğinin kabul ettiğini beyninin de kabul etmesi gerekir ve sevmezse de onu asla sevmeye zorlayamazsınız. Belki kolayca yüreğine girebilirsiniz. Ancak beyninde yer alamazsınız. Her an terk edilebilirsiniz. Sevmediği halde terk etmeyen kadınlar da var elbette Bunun tek nedeni ise engelleyemedikleri ”acımak" duygusudur.
Bir kadın yalnızdır aslında...
Hiçbir zaman kadını bütünüyle elde edemezsiniz. Kendisine ait bir dünyası vardır ve orada hep yalnızdır. O dünyaya kimsenin girmesine izin vermez. Hiçbir anahtar o dünyanın kapısını açamaz. Yalnızlık onun sığınağıdır. O sığınağa ne zaman gireceğine, ne kadar kalacağına hep kendisi karar verir. Sığınaktayken oradan çıkmaya zorlarsanız, onu sonsuza dek kaybedebilirsiniz.
Bir kadın çılgındır aslında...
Neler yapabileceğini erkek aklı hayal bile edemez. Üreticiliğinin sınırı yoktur ama bunu ortaya çıkartmak için hayatının erkeğini bekler. Hoyratça harcamaz üreticiliğini. Sadece erkeğine saklar. Bir kadının gerçek erkeği olmayı başarabilmişseniz çok şanslısınız demektir. Çünkü hayatın içinde olan her şey ancak kadınlar olduğunda anlam kazanıyor. Yemek yemek, su içmek bile. Bir kadının elinden içtiğiniz suyla kendi kendinize bardağı doldurup içtiğiniz su arasındaki lezzet farkını anlayabiliyor musunuz? Anlıyorsanız ne mutlu size. Anlamıyorsanız ne yazık ki yaşamıyorsunuz!
............bir kadını ağlatırken çok dikkat edin..!!!
....... çünkü Allah gözyaşlarını sayar.....!!!!
kadın;erkeğin kaburgasından yaratıldı,ayaklarından yaratılmadı..!!!
öyle olsaydı ezilirdi......!!! üstün olsun diye başından da yaratılmadı......!!
AMA GÖĞSÜNDEN YARATILDI......
Eşit olsun diye......
kolun biraz altında...
Korunsun diye...!!!
KALP HİZASINDA SEVİLSİN DİYE!!!

EĞER:)







Eğer ;
O'nu hatırladıkta başı göğe ermişçesine ya da asansör boşluğuna düşmüşçesine ürperiyorsa yüreğiniz... ömrü saatlere sıkışmış bir kelebek telaşıyla O hüzünden bu neşeye konup kalkıyorsanız gün boyu nedensiz... ve her konduğunuzda diğerini iple çekiyorsanız bu hislerin... O'nunlayken pervaneleşen yelkovanlar, O'nsuz mıhlanıp kalıyorsa yerine, bir akrep kadar hain...
sınıfta, büroda, yolda, yatakta içiniz içinize sığmıyor, O'ndan söz edilince yüzünüz, sizden habersiz, mis kokulu bir ekmek dilimi gibi kızarıyor, mahcup somurtuyor veya muzip sırıtıyorsa,
ve O, her durduğunuz yerde duruyor,
her baktığınız yerden size bakıyor, siz keyiflendikçe gülüp,
hüzünlendikçe ağlıyorsa...
dünyanın en güzel yeri O'nun yaşadığı yer, en güzel kokusu
bedenindeki ter, en dayanılmaz duygusu gözlerindeki kederse...
hayat O'nunla güzel ve onsuz müptezelse... elmalar pembe, kiremitler pembe, gökyüzü, yeryüzü,
O'nun yüzü pembeyse, kışlar ilkbaharsa, yazlar ilkbahar, güzler ilkbahar...
her şiirde anlatılan O'ysa... her filmin kahramanı O...
her roman O'ndan söz ediyor, her çiçek O'nu açıyorsa...
bir anlık ayrılık, bir ömür gibi geliyor ve gider gitmez
özlem saç diplerinizden çekiştirip beyninizi acıtıyorsa,
iştahınız kapanıyor, iştahınız açılıyor, iştahınız şaşırıyorsa...
iştahınız, hasret acısında bile karşı konulmaz bir tat buluyorsa...
eliniz telefonda yaşıyor, işaret parmağınızla ha bire O'nu tuşluyor, dara düştüğünüzde kapıyı çalanın
O olduğunu adınız gibi biliyorsanız... mütemadi bir sarhoşluk halinde, her çalan telefona O diye atlıyor, vitrindeki her giysiyi O'na yakıştırıyor, konuşan birini dinlerken "keşke O anlatsa" diye iç geçiriyorsanız...
kokusu burnunuzdan, sureti gözünüzden, sesi kulağınızdan, teni aklınızdan silinmiyorsa bir türlü...
özlemi, sol memenizin altında tek nüsha bir yasak yayın gibi taşıyorsanız gün boyu...
hem kimseler duymasın, hem cümle alem bilsin istiyorsanız...
O'nsuz geceler ıssız, sokaklar öksüzse... ayrılık ölüme,
vuslat sehere denkse...
gamze gamze tebessüm de onun içinse, alev alev öfke de;
bunca tavır, onca sabır ve nihayetsiz kahır hep O'nun yüzü suyu hürmetine...
uğruna ödenmeyecek bedel, gidilmeyecek yol, vazgeçilmeyecek konfor yoksa...
dışarıda yer yerinden oynuyor ve "içeri"de bu sizi zerrece ilgilendirmiyorsa, nedensiz küsüyor, sebepsiz affediyorsanız ve bütün bu hallerinize siz bile akıl erdiremiyorsanız kaybetme korkusu, kavuşma sevincinden ağır basıyorsa ve aşk, gurura baskın çıkıyorsa bu yüzden her daim... gece yarısı kadim bir dost gibi kucaklayan tanıdık bir şarkı,
bütün acı sözleri unutturmaya yetiyorsa...
Her gidişte ayaklarınız "Geri dön" diye yalpalıyorsa ve siz kendinize rağmen dönüyorsanız,
sınırsız, sabırsız, doyumsuz bir tutkuyla...
...o halde bugün sizin gününüz!..
"Çok yaşa"yın ve de "siz de görün"üz.
Can Dündar

barış istiyorum


Uzat bana elini renginde değilsem de
Kalbinle anla beni dilimi bilmesen de
Yoksan eğer yanımda barışı düşün sende
Tutuşalım el ele haykıralım dünyaya
Biz barış istiyoruz, barış istiyor dünya
Nerede olursan ol sesim gelecek sana
Ya kuşun kanadında yada zeytin dalında
Sende söyle bizimle çınlayalım her yanda
Tutuşalım el ele haykıralım dünyaya
Biz barış istiyoruz, barış istiyor dünya
Dünya verse el ele aç insanlar doyacak
Bir karış toprak için savaşlar olmayacak
Çocuklar ölmeyecek dünya mutlu olacak
Tutuşalım el ele haykıralım dünyaya
Biz barış istiyoruz, barış istiyor dünya
Şarkımız tüm dillerde barış yükselir elde
Dünyayı sarsın diye barış şimdi göklerde
Sende söyle bizimle çınlayalım her yerde
Tutuşalım el ele haykıralım dünyaya
Biz barış istiyoruz, barış istiyor dünya

TANRININ GÖKTAŞLARI-CAN DÜNDAR




Kutsal katında sıkkındı Tanrı... Dev aynasının karşısında oturmuş elindeki taşlarla oynuyordu. Yine böyle sıkıntılı bir anında yarattığı insanoğlu, başlıbaşına sıkıntı vesilesi haline gelmişti. Kulları aşağıda yoksul, yalnız ve mutsuzdu. Acı çekiyor, kan döküyor, eziyor, öldürüyorlardı. Sevgiden ziyade nefret kusuyor, sevaba değil günaha sarılıyorlardı. Şeytan, zulmün bayrağını dikmişti yerküreye... "Bıktım" diye mırıldandı Kainatın Efendisi, "...yoruldum asırlardır aynı filmi görmekten! Bilseniz kaç nesilde böyle kaç savaş, kaç yangın izledim ben". Kederle avucunda çevirdiği taşları, yerküreye doğru attı. Taşlar, karanlıkta alevli ışıklar saçarak süzüldü aşağı...
* * *
Aşağıda umutla pencerelere üşüştü biçare Ademoğulları... Kainatın ışıkla dansı başlamıştı. Bu ışıltılı "yıldız yağmuru"na türlü çeşit manalar vehmettiler. Toprağa yan yana uzanıp gözlerini gökyüzüne diktiler ve kayan her yıldız için ayrı dilek tuttular: "Sevdiğime kavuşayım" dedi biri, "Yoksulluktan kurtulayım" diye yalvardı öteki... Gökyüzünün "taş yağmuru"nu, yeryüzü "dilek yağmuru" ile yanıtladı sanki: "Acı çekmeyeyim", "Yalnız kalmayayım", "Mutsuz olmayayım".
* * *
Acı acı güldü Tanrı yukarıda... "Ah kullarım" dedi, "Buradan ne kadar da zavallı görünüyorsunuz. Göktaşları, gözyaşlarını dindirir mi sanıyorsunuz. Bu mu onca asırda yaratabildiğiniz uygarlık? Yağanın taş olduğunu biliyor, ama hala o taşlardan medet umuyorsunuz. Derdinizin devasını onlarda arıyorsunuz. Oysa attığım taşlardan duvarlar ören sizsiniz. Birbirinin önüne setler çeken siz... Alçakgönüllülük istedim sizlerden; gönülsüz davrandınız, geriye kala kala sadece alçaklık kaldı". "Ah zavallı ümmetim" diye dertlendi Tanrı, "Yıldızlara baktığınız kadar, birbirlerinize baksanız çok daha mutlu olacaksınız. Benimle konuştuğunuz kadar birbirlerinizle konuşsanız, hiç de böyle yalnız kalmayacaksınız. Gökyüzünde arayıp durduğunuz çareyi kendinizde, birbirinizde bulacaksınız".
* * *
Sonra efkarla dev aynasına çevirdi yüzünü... Yalnızlığını savmak için onunla dertleşmeye başladı: "Onca kalabalıkta kendilerini yalnız sanıyorlar. Asıl ebedi yalnızlığa mahkum olan benim, bilmiyorlar" diye iç geçirdi. Aynada kendini süzdü uzun uzadıya... Sonra aşağıya baktı. Yeryüzünde çaresiz gözbebeklerinden uçsuz bucaksız bir samanyolu vardı. Milyonlarca çift göz, yalnızlığından kurtulmak için umutla kendisine çevrilmiş bakıyordu. Aniden aynasını çevirip dünyaya tuttu. Milyonlarca ışıltılı gözbebeği yansıdı göğün yüzünden... İnsanlar, gökkubbenin aynasında kendi gözbebeklerinin ışığını görüp, takımyıldızı sandılar. "Tanrım, bu ne mucizevi güzellik, keşke biz de yıldızların gibi ışıldayabilsek" diyerek hayran hayran dilek tutup duaya daldılar. Bulutlandı Tanrı'nın yüzü... Tuvalindeki resme kızan bir ressam gibi; çevirdi aynasını geri... Söndü gökkubbenin ışıkları... Sabah oldu.

kızıma................


bir güzel tebessümsün, bir çift güzel gözsün sen
sen tanrımdan bir lütuf, benden parça özsün sen
hayatıma kondurduğum manâ
nadide bir yüzsün sen
sen bana bir hediye, ömrüme sevinçsin sen
sen duyduğum heyecan, biricik kızımsın sen.