kurbağanın öyküsü


Bir zamanlar kurbağaların yarışı varmış. Hedef en yüksek kuleye ulaşmakmış. Birçok kişi bu yarışı izlemek ve onlara destek vermek için biraraya toplanmışlar. Ve yarış başlamış. Gerçekte insanlar kurbağaların kulenin en tepesine ulaşmalarının mümkün olabileceğine inanmamışlar ve tüm duyulan sözcükler hep aynı olmuş : "Ne acı !!! Hiçbir zaman yapamayacaklar!" Kurbağalar pes etmeye başladı, sadece tırmanmaya devam eden bir tanesi dışında. Seyirciler devam ettiler : "... Ne acı !!! Hiçbir zaman yapamayacaklart!..." Ve kurbağalar yenilgiyi kabul ettiler sadece devam etmekte ısrarlı olan kurbağa dışında. Sonunda tüm kurbağaların gücü tükendi ve pes ettiler , sadece yanlız kalan ve inanılmaz mücadele gösteren ve kulenin tepesine ulaşmayı başaran kurbağa dışında.Diğerleri nasıl başardığını bilmek istediler. İçlerinden bir tanesi ona doğru yaklaştı ve yarışı nasıl bitirmeyi başardığnı sordu. Ve kurbağanın sağır olduğunu keşfetti. ...Hiçbir zaman, negatif olmak gibi kötü alışkanlıkları olan insanları dinlemeyin.. çünkü onlar kalbinizin en iyi isteklerini çalarlar.! Her zaman duyduğumuz yada okuduğumuz kelimelerin gücünü kendinize hatırlatın.İşte bu yüzden her zaman pozitif düşünmelisiniz. POZİTİF ! Sonuç: Her zaman size, hedeflerinize ulaşamayacağınızı ya da hayallerinizi gerçekleştiremeyeceğinizi söyleyen kişilere karşı sağır olun. Başını önüne eğme!

incinmeyecek kadar uzak üşümeyecek kadar yakın


Eski zamanların dondurucu bir kışında bütün hayvanlar çok etkilenmiş, büyük kayıplar vermişler. Ama en çok kayıp veren kirpilermiş. Çünkü onların pekçok hayvan gibi kalın kürkleri yok, kendilerini sıcak tutması zor olan dikenleri var. Bu durumdan en az zararla kurtulmak için kirpiler meclisi toplanmış, çözüm aramaya başlamış. Tartışa tartışa nihayet gece olunca bütün kirpilerin biraraya toplanmasına, birbirlerine yakın durarak geceyi geçirmelerine karar verilmiş. Böylece kirpiler birbirlerinin vücut sıcaklığından faydalanacak, aralarındaki hava tedavülünü önleyerek donmaktan kurtulacaklarmış.
İlk geceki denemelerinde bunun işe yaradığını görmüşler. Ama başka bir problem çıkmış ortaya. Üşüyen kirpiler birbirlerine fazla yaklaştıklarından yaralanmalar gerçekleşmiş. Sonraki gece yaralanma korkusundan birbirlerinden uzak durmuşlar ama bu sefer de donmalar meydana gelmiş. Ne varki gece kah uzaklaşa kah yakınlaşa, deneye yanıla birbirlerinin vücut sıcaklığından faydalanacak kadar yakın; ancak birbirlerini incitmeyecek kadar uzak durmayı öğrenmişler.
Bizimde uzun dikenlerimiz var. Bazen faydalı bazen de zararlı… Çoğu zaman kimseleri yaklaştırmıyoruz yanımıza. Filtrelerimizden elemeden kimseleri sokmuyoruz özel dünyamıza.
Ne var ki, sıcaklık ancak yakınlaşmakla mümkün. Birbirini incitmeyecek kadar uzak, hayatın soğuk zamanlarında üşümeyecek kadar da yakın olmayı öğrenmeliyiz.

anlar


Eğer yeniden başlayabilseydim yaşamaya İkincisinde daha çok hata yapardım. Kusursuz olmaya çalışmaz, sırtüstü yatardım Neşeli olurdum ilkinde olmadığım kadar. Çok az şeyi ciddiyetle yapardım. Temizlik sorun bile olmazdı asla. Daha çok riske girerdim. Seyahat ederdim daha fazla. Daha çok güneş doğuşu izler, daha çok dağa tırmanır, daha çok nehirde yüzerdim. Görmediğim birçok yere giderdim. Dondurma yerdim doyasıya, daha az bezelye. Gerçek sorunlarım olurdu hayali olanların yerine. Yaşamın her anını gerçek ve verimli kılan insanlardan olurdum. Farkında mısınız bilmem yaşam budur zaten. Anlar, sadece anlar.Siz de “an” ı yaşayın. Hiçbir yere, yanına: termometre, su, şemsiye ve paraşütalmadan gitmeyen insanlardandım ben. Yeniden başlayabilseydim,ilkbaharda pabucumu fırlatır, atardım. Ve sonbahar bitene dek yürürdüm çıplak ayakla. Bilinmeyen yollar keşfeder, güneşin tadına varır, çocuklarla oynardım,bir şansım daha olsaydı eğer......

acele karar vermeyin....




Köyün birinde bir yaşlı adam varmış. Çok fakirmiş amaKral bile onu kıskanırmış... Öyle dillere destan bir beyaz atı varmış ki, Kral bu at için ihtiyara nerdeyse hazinesinin tamamını teklif etmiş ama adam satmaya yanaşmamış..
"Bu at, bir at değil benim için; bir dost, insan dostunu satar mı" dermiş hep. Bir sabah kalkmışlar ki, at yok. Köylü ihtiyarın başına toplanmış: "Seni ihtiyar bunak, bu atı sana bırakmayacakları, çalacakları belliydi. Krala satsaydın, ömrünün sonuna kadar beyler gibi yaşardın. Şimdi ne paran var, ne de atın" demişler...İhtiyar: "Karar vermek için acele etmeyin" demiş. "Sadece at kayıp" deyin, "Çünkü gerçek bu.Ondan ötesi sizin yorumunuz ve verdiğiniz karar. Atımın kaybolması, bir talihsizlik mi, yoksa bir şans mı? Bunu henüz bilmiyoruz. Çünkü bu olay henüz bir başlangıç.Arkasının nasıl geleceğini kimse bilemez."
Köylüler ihtiyar bunağa kahkahalarla gülmüşler.Aradan 15 gün geçmeden at, bir gece ansızın dönmüş...Meğer çalınmamış, dağlara gitmiş kendi kendine.Dönerken de, vadideki 12 vahşi atı peşine takıp getirmiş. Bunu gören köylüler toplanıp ithiyardan özür dilemişler. "Babalık" demişler, "Sen haklı çıktın. Atının kaybolması bir talihsizlik değil adeta bir devlet kuşuoldu senin için, şimdi bir at sürün var.."
"Karar vermek için gene acele ediyorsunuz" demiş ihtiyar. "Sadece atın geri döndüğünü söyleyin. Bilinen gerçek sadece bu. Ondan ötesinin ne getireceğinihenüz bilmiyoruz. Bu daha başlangıç. Birinci cümlenin birinci kelimesini okur okumaz kitap hakkında nasıl fikir yürütebilirsiniz?"
Köylüler bu defa açıkçn ihtiyarla dalga geçmemişler ama içlerinden "Bu herif sahiden gerzek" diye geçirmişler... Bir hafta geçmeden, vahşi atları terbiye etmeye çalışan ihtiyarın tek oğlu attan düşmüş ve ayağını kırmış. Evin geçimini temin eden oğul şimdi uzun zaman yatakta kalacakmış. Köylüler gene gelmişler ihtiyara."Bir kez daha haklı çıktın" demişler.
"Bu atlar yüzünden tek oğlun, bacağını uzun süre kullanamayacak. Oysa sana bakacak başkası da yok.Şimdi eskisinden daha fakir, daha zavallı olacaksın" demişler. İhtiyar "Siz erken karar verme hastalığına tutulmuşsunuz" diye cevap vermiş.
"O kadar acele etmeyin. Oğlum bacağını kırdı. Gerçek bu. Ötesi sizin verdiğiniz karar. Ama acaba ne kadar doğru. Hayat böyle küçük parçalar halindegelir ve ondan sonra neler olacağı size asla bildirilmez." Birkaç hafta sonra, düşmanlar kat kat büyük bir orduile saldırmış. Kral son bir ümitle eli silah tutan bütün gençleri askere çağırmış. Köye gelen görevliler,ihtiyarın kırık bacaklı oğlu dışında bütün gençleriaskere almışlar. Köyü matem sarmış. Çünkü savaşınkazanılmasına imkân yokmuş, giden gençlerin ya öleceğini ya da esir düşeceğini herkes biliyormuş.
Köylüler, gene ihtiyara gelmişler... "Gene haklı olduğun kanıtlandı" demişler. "Oğlunun bacağı kırıkama hiç değilse yanında. Oysa bizimkiler,belki asla köye dönemeyecekler. Oğlunun bacağının kırılması, talihsizlik değil, şansmış meğer..."
"Siz erken karar vermeye devam edin" demiş,ihtiyar. "Oysa ne olacağını kimseler bilemez.Bilinen bir tek gerçek var. Benim oğlum yanımda, sizinkiler askerde... Ama bunların hangisinin talih, hangisinin şnssızlık olduğunu sadece Allah biliyor." Lao Tzu, öyküsünü şu nasihatla tamamlamış:"Acele karar vermeyin. Hayatın küçük bir dilimine bakıp tamamı hakkında karar vermekten kaçının. Karar; aklın durması halidir. Karar verdiniz mi, akıl düşünmeyi, dolayısı ile gelişmeyi durdurur. Buna rağmen akıl, insanı daima karara zorlar. Çünkü gelişme halinde olmak tehlikelidir ve insanı huzursuz yapar.Oysa gezi asla sona ermez. Bir yol biterken yenisi başlar. Bir kapı kapanırken, başkası açılır. Bir hedefe ulaşırsınız ve daha yüksek bir hedefin hemen oracıkta olduğunu görürsünüz."
Lao Tzu

okyanus dostlara....


Su, kendine sirdas ariyordu. Önce buluta verdi sirrini, agir geldi su buluta. Saganak saganak döktü suyun tüm sirlarini.Sonra göle gitti su. Ona anlatti derdini. Bu arada bulut suyun sirrini yagmur yapip, dolu yapip, kar yapip savurdugu icin, zaman zaman tasiyordu göl ve suyun sirri iyice aciga cikiyordu.Sonra nehre verdi su sirrini. Nehir aldi suyun sirrini cekip gitti. Dereye verdi. Dere biraz daha yavas olsada nehirden, o da götürdü suyun sirrini bir baska bilinmeze. Caglayanlar, selaleler, akarsular… Hepsi kayboluyordu bir anda. Sonra bir gün takip etti su dereyi. Dere okyanusa ulasinca fark etti su, bütün sirlarinin akarsularla, caglayanlarla, irmaklarla… okyanusa tasindigini.Karar verdi su. Sirrini okyanusa verecekti. Öylede yapti zaten. Tüm sirlarini okyanusa verdi. Artik suyun sirrini okyanustan baskasi bilmiyordu. Ne tasti okyanus, ne bir baskasina tasidi suyun sirrini, ne de kurudu…Gecen karsilastik suyla. Bir bardaktaydi. Suskundu. Cok ugrastim konusturamadim. Ben tam giderken “Dur!” dedi su. Durdum! “Okyanus yürekli dostlar bulmadan sakin konusma! Tasiyamazlar, kaldiramazlar senin yükünü, canini yakarlar, utandirirlar…” dedi.

üç heykel


İki komşu ülkenin hükümdarları birbirleriyle savaşmazlar ama her fırsattabirbirlerini rahatsız ederlerdi. Doğum günleri, bayramlar da ilginçarmağanlar göndererek karşıdakine zekâ gösterisi yapma fırsatlarıydı.
Hükümdarlardan biri, günün birinde ülkesinin en önemli heykeltıraşınıhuzuruna çağırdı. İstediği; birer karış yüksekliğinde, altından,birbirinin tıpatıp aynısı üç insan heykeli yapmasıydı. Aralarında bir farkolacak ama bu farkı sadece ikisi bilecekti.
Heykeller hazırlandı ve doğum gününde komşu ülke hükümdarına gönderildi.Heykellerin yanına bir de mektup konmuştu.
źöyle diyordu heykelleri yaptıran hükümdar: "Doğum gününü bu üç altınheykelle kutluyorum. Bu üç heykel birbirinin tıpatıp aynısı gibigörünebilir. Ama içlerinden biri diğer ikisinden çok daha değerlidir. Oheykeli bulunca bana haber ver."
Hediyeyi alan hükümdar önce heykelleri tarttırdı. Üç altın heykel gramınakadar eşitti. Ülkesinde sanattan anlayan ne kadar insan varsa çağırttı.Hepsi de heykelleri büyük bir dikkatle incelediler ama aralarında bir farkgöremediler.
Günler geçti. Bütün ülke hükümdarın sıkıntısını duymuştu ve kimse çözümbulamıyordu. Sonunda, hükümdarı fazla isyankâr olduğu için zindanaattırdığı bir genç haber gönderdi. İyi okumuş, akıllı ve zeki olan bugenç, hükümdarın bazı isteklerine karşı çıktığı için zindana atılmıştı
Başka çaresi olmayan hükümdar bu genci çağırttı. Genç önce heykelleri sıkısıkıya inceledi, sonra çok ince bir tel getirilmesini istedi.Teli birinci heykelciğin kulağından soktu, tel heykelin ağzından çıktı.İkinci heykele de aynı işlemi yaptı. Tel bu kez diğer kulaktan çıktı.Üçüncü heykelde tel kulaktan girdi ama bir yerden dışarı çıkmadı.Ancak telin sığabileceği bir kanal kalp hizasına kadar iniyor, oradanöteye gitmiyordu.
Hükümdar heykelleri gönderen komşu hükümdara cevabı yazdı:
"Kulağından gireni ağzından çıkartan insan makbul değildir.
Bir kulağından giren diğer kulağından çıkıyorsa, o insan da makbuldeğildir.
En değerli insan, kulağından gireni yüreğine gömen insandır. Bu değerlihediyen için çok teşekkür ederim."

derviş kaşıkları


Bir gün sormuşlar ermişlerden birine; "Sevginin sadece sözünü edenlerle, onu yaşayanlar arasında ne fark vardır?" "Bakın göstereyim" demiş ermiş. Önce sevgiyi dilden gönüle indirememiş olanları çağırarak onlara bir sofra hazırlamış. Hepsi oturmuşlar yerlerine. Derken tabaklar içinde sıcak çorbalar gelmiş ve arkasından da derviş kaşıkları denilen bir metre boyunda kaşıklar.Ermiş; "Bu kaşıkların ucundan tutup öyle yiyeceksiniz" diye bir de şart koymuş. "Peki" demişler ve içmeye teşebbüs etmişler. Fakat o da ne? Kaşıklar uzun geldiğinden bir türlü döküp saçmadan götüremiyorlar ağızlarına. En sonunda bakmışlar beceremiyorlar, öylece aç kalkmışlar sofradan.Bunun üzerine, "Şimdi..." demiş ermiş, "Sevgiyi gerçekten bilenleri çağıralım yemeğe." Yüzleri aydınlık, gözleri sevgi ile gülümseyen, ışıklı insanlar gelmiş oturmuş sofraya bu defa. "Buyrun" deyince her biri uzun boylu kaşığını çorbaya daldırıp, sonra karşısındaki kardeşine uzatarak içmişler çorbalarını. Böylece her biri diğerini doyurmuş ve şükrederek kalkmışlar sofradan."İşte" demiş ermiş, "Kim ki hayat sofrasında yalnız kendini görür ve doymayı düşünürse o aç kalacaktır. Ve kim kardeşini düşünür de doyurursa o da kardeşi tarafından doyurulacaktır. Şüphesiz şunu da unutmayın. Hayat pazarında alan değil, veren kazançlıdır her zaman

hayatın anlamı senin bakışında..........


Eski zamanların birinde bir adam hayatın anlamının ne olduğuna takmış kafayı... Bulduğu hiçbir cevap ona yeterli gelmemiş ve başkalarına sormaya karar vermiş.. Ama aldığı cevaplar da ona yetmemiş. Fakat mutlaka bir cevabı olmalı diyormuş. Dolaşıp herkese bunu sormaya karar vermiş. Köy, kasaba, ülke dolaşmış bu arada zaman da durmuyor tabi ki. Tam umudunu yitirmişken bir köyde konuştuğu insanlar ona "Şu karşıki dağları görüyor musun, orada yaşlı bir bilge yaşar. İstersen ona git belki o sana aradığın cevabı verebilir." demişler.Çok zorlu bir yolculuk sonunda bilgenin yaşadığı eve ulaşmış adam. Kapıdan içeri girmiş ve bilgeye hayatın anlamının ne olduğunu sormuş. Bilge "Sana bunun cevabını söylerim ama önce bir sınavdan geçmen gerekiyor." demiş. Adam kabul etmiş. Bilge bir çay kaşığı vermiş adamın eline ve içine de silme bir şekilde zeytinyağı doldurmuş. "Şimdi çık ve bahçede bir tur at tekrar buraya gel. Yalnız dikkat et kaşıktaki zeytinyağı eksilmesin eğer bir damla eksilirse kaybedersin." Adam gözü çay kaşığında bahçeyi turlayıp gelmiş. Bilge bakmış "Evet, kaşıkta yağ eksilmemiş, peki bahçe nasıldı?". Adam şaşkın bir şekilde şunu söylemiş: "Ben kaşıktan başka bir yere bakmadım ki.". Bunun üzerine bilge "Şimdi tekrar bahçeyi dolaşıyorsun kaşık yine elinde olacak ama bahçeyi inceleyip gel." demiş. Adam tekrar bahçeye çıkmış gördüğü güzellikler büyülemiş muhteşem bir bahçedeymiş çünkü. Geri geldiğinde bilge, adama "Bahçe nasıldı?" diye sormuş. Adam gördüğü güzellikler karşısında büyülendiğini anlatmış. Bilge gülümsemiş, "Ama kaşıkta hiç yağ kalmamış." demiş ve eklemiş: "Hayat senin bakışınla anlam kazanır. Ya sadece bir noktayı görürsün hayatın akıp gider sen farkına varmazsın.. Ya da görebileceğin tüm güzelliklerin tam ortasında hayatı yaşarsın akıp giden zamanın anlam kazanır... Hayatının anlamı senin bakışlarında gizlidir."..........

on şey...




MUTLU OLMAK İSTİYORSAN? 10 şey İçin Daima Zaman Ayır! 1- Çalışmak için zaman ayır. Bu başarının bedelidir. 2- Düşünmek için zaman ayır. Bu kudret ve kuvvetin kaynağıdır. 3- Eğlenmek için zaman ayır. Bu genç kalmanın sırrıdır. 4- Okumak için zaman ayır. Bu bilginin temelidir. 5- ibadet için zaman ayır. Bu yücelmenin yolu, gözler den ve ruhtan dünyevî kirlerin ve tozların yıkanmasıdır. 6- Başkalarına yardım ve arkadaşlarınla sohbet için zaman ayır. Bu saadetin kaynağıdır. 7- Sevmek için zaman ayır. Bu hayatın kudsiyetierinden biridir. 8- Hayal için zaman ayır. Bu ruhu yıldızlara eriştirir. 9- Gülmek için zaman ayır. Bu hayatın yükünü hafifleten bir bo-şalıştır. 10- Plân için zaman ayır. Bu ilk dokuz şeyi yapabilmek için lüzumlu zamana sahip olmanın sırrıdır.

ben kendimim




Tüm dünyada benim gibi hiç kimse yok.Bazı yönleri bana benzeyenler var,Fakat kimse tam olarak tüm yönleriyle benim gibi değil,Dolayısıyla bende varlık bulan her şey sadece bana özgü,Çünkü ben onları tek başıma seçtim.Benimle ilgili her şey benim;Vücudum, ve onu oluşturan her şey;Zihnim ve onu oluşturan tüm düşünce ve fikirler;Gözlerim, ve onun ifade ettiği tüm görüntüler;Duygularım, ve onlar her neyseÖfke, neşe, kaygı, sevgi, hayal kırıklıkları, heyecan;Ağzım, ve onlardan çıkan her sözcükNazik, yumuşak ya da kaba, doğru ya da yanlış;Sesim, yüksek ya da alçak,Ve tüm davranışlarım, başkalarına ya da kendime karşı.Kendi fantazilerim, rüyalarım, umutlarım, korkularım.Tüm zafer ve başarılarım benim, tıpkı tüm hatalarım gibi.Çünkü beni oluşturan tüm parçalar benim.Ben kendimle tamamen yüzleşebilirim,Ve böyle yaparak beni oluşturan tüm parçaları sevip,Onlarla dost olup, dostça yaşayabilirim.Ve böylece benim için en önemli şeylere ulaşmak üzere,Bir bütün olarak amaçlarımı gerçekleştirebilirim.Kendi kendimi şaşırtan bazı yönlerim olduğunu biliyorum.Ve bilmediğim başka yönlerim de var.Fakat kendimle dost olduğum ve kendimi sevdiğim sürece,Beni şaşırtan bu yönlerin üzerine cesaret ve umutla gidipKendimle ilgili daha pek çok şey bulabileceğimi biliyorum.İnsanlara nasıl görünürsem görüneyim,Ne söylersem, ne yaparsam yapayım,Herhangi bir anda ne düşünürsem, ne hissedersem hissedeyim,Hepsi de benim./ Bu bana özgü.Zamanın o noktasında nerde olduğumun bir ifadesi.Ne yaptığıma, nasıl düşündüğüme, ne hissettiğime baktığımda,bazı yönlerim uyumsuz olabilir.Ve ben bu uymayan yönleri çıkarıp,Uyduğuna emin olduklarımla yola devam edebilirim.Çıkardıklarımın yerine yeni şeyler yaratabilirim.Görebilir, duyabilir, hissedebilir,Düşünebilir, söyleyebilir ve yapabilirim.Benim dışımdaki dünyada, insanlara bir düzen yaratabilecek,İlişkileri anlamlı kılabilecek, üretken ve onlara yakınolabilecek,Gerekirse dışarda hayatta kalabilecek bir birikimim var.Kendime aitim ve böylece kendimi yeniden biçimlendirebilirim.Ben kendimim ve bundan mutluyum.Virginia Satir

yarın kimseye vaat edilmemeiştir




Önce evlendiğimizde hayatin daha iyi olacağına inandırırız kendimizi. Evlendikten sonra, bir çocuğumuz doğduktan hatta ardından bir tane daha olduktan sonra hayatin daha iyi olacağına inandırırız kendimizi. Sonra çocuklar yeterince büyük olmadıkları için kızar, onlar büyüyünce daha mutlu olacağımıza inanırız. Bundan sonra, ergenlik dönemlerinde çocuklarla uğraşmamız gerektiği için öfkeleniriz.Kendimize, çocuklarımız bu dönemden çıkınca daha mutlu olacağımızı, yeni bir araba alınca, güzel bir tatile çıkınca, emekli olunca, yaşantımızın dört dörtlük olacağını söyleriz. Gerçek ise şu andan daha iyi bir zaman olmadığıdır.Eğer şimdi değil ise ne zaman? Hayatınız her zaman mücadelelerle dolu olacaktır. En iyisi bunu kabul edip her ne olursa olsun mutlu olmaya karar vermektir. En sevdiğim sözlerden biri Alfred D. Souza' ya aittir. Der ki; "Uzun zamandan beridir hayatın -gerçek hayatın- başlamak üzere olduğu izlenimine kapılmıştım. Fakat her zaman yolumun üzerinde bir engel, öncelikle erişilmesi gereken bir şey, bitmemiş bir is, hizmet edilecek zaman, ödenecek bir borç oldu. Sonra hayat başlayacaktı. Sonunda anladım ki bu engeller benim hayatımdı." Bu görüş açısı, mutluluğa giden bir yol olmadığını gösterdi. Mutluluk yoldur, öyleyse sahip olduğunuz her anın kıymetini bilin ve mutluluğu, vaktinizi harcayacak kadar özel biriyle paylaştığınız için, onadaha fazla değer verin. Unutmayın, zaman hiç kimse için beklemez. Öyleyse; Okulu bitirene kadar, 100 milyar kazanana kadar,Çocuklarınız olana kadar,Çocuklarınız evden ayrılana kadar,İşe başlayana kadar,Evlenene kadar,Cuma gecesine kadar,Pazar sabahına kadar,Yeni bir araba, ya da ev alana kadar,Borçları ödeyene kadar,İlkbahara kadar,Yaza kadar,Sonbahara kadar,Kışa kadar,Maaş gününe kadar,Şarkınız söylenene kadar,Emekli olana kadar,Ölene kadar…Mutlu olmak için içinde bulunduğunuz ‘an’dan daha iyi bir zaman olduğuna karar vermek için beklemekten vazgeçin. Mutluluk bir varış değil, bir yolculuktur."Pek çokları mutluluğu insandan daha yüksekte ararlar; bazıları da daha alçakta. Oysa mutluluk insanın boyu hizasındadır

gül veren elde kokusu kalır..............


Uzun yıllar önce Çinde Li-Li adli bir kız evlenir ve aynı evde kocası ve kaynanası ile birlikte yaşamaya başlar. Lakin kısa bir süre sonra kayınvalidesi ile geçinmenin çok zor olduğunu anlar. Ikisinin de kişiliği tamamen farklıdır. Bu da onların sık sık kavga edip tartışmalarına yol açar. Bu, Çin geleneklerine göre hoş bir davranış değildir ve çevrede tepkiyle karşılanır. Birkaç ay sonra bitmez tükenmez gelin - kaynana kavgalarından ev, o ve eşi için cehennem haline gelmiştir. Artık bir şeyler yapmak gerektiğine inanan genç kadın, doğru babasının eski bir arkadaşı olan baharatçıya koşar ve derdini anlatır. Yaşlı adam ona bitkilerden yaptığı bir ekstre hazırlar ve bunu 3 ay boyunca her gün azar azar kaynanası için yaptığı yemeklerin içine koymasını söyler. Zehir az az verilecek, böylece onu gelininin öldürdüğü belli olmayacaktır. Yaşlı adam genç kıza kimsenin ve eşinin şüphelenmemesi için kaynanasına çok iyi davranmasını ona en güzel yemekleri yapmasını söyler.Sevinç içinde eve dönen Li-Li, yaşlı adamın dediklerini aynen uygular. Her gün en güzel yemekler yapıyor. Kaynanasının tabağına azar azar zehiri damlatıyordu. Kimseler şüphelenmesin diye de ona çok iyi davranıyordu. Bir süre sonra kayınvalidesi de çok değişmişti ve ona kendi kızı gibi davranıyordu. Evde artık barış rüzgarları esiyordu. Genç kadın kendisini ağır bir yük altında hissetti. Yaptıklarından pişman bir vaziyette baharatçı dükkanının yolunu tuttu ve yaşlı adama şu ana kadar kaynanasına verdiği zehirleri onun kanından temizleyecek bir iksir yapması için yalvardı. Yaşlı kadının ölmesini artık istemiyordu.Yaşlı adam yaşlı gözlerle karşısında konuşup duran Li-Li'ye baktı ve kahkahalarla gülmeye basladı:"Sevgili Li-Li dedi, sana verdiklerim sadece vitaminlerdi. Olsa olsa kayınvalideni sadece daha da güçlendirdin hepsi bundan ibaret. Gerçek zehir ise senin beyninde olandı. Sen ona iyi davrandıkça o da dağıldı ve yerini sevgiye bıraktı;böylece siz gerçek bir ana-kız oldunuz." dedi. Eski bir Çin atasözü şöyle der :"Gül verenin elinde gül kokusu kalır.

hayat hakkında...........


sen hayata gülümse ki..o da sana gülümsesin..!
kendini aşan herkes yarışın birincisidir
özgürlük içindeki duvarlarda gizlidir
kendisi ile barışık olmayan.. herkese darılır
herkes kendi uçurumlarının derinliğine inanır.
yaşınız çok geçmeden.. hissettiğiniz yaşta olmayı öğrenin
ideallerimiz çoğunlukla bize değil.. yaşımıza aittir..
yalnız kaldığında ağlayabilen bütün insanlar masumdur.
köyün ortasındaki vadi; köyü ayırır mı.. birleştirir mi.
bir tartışmaya bütün sözlerinizi söylemiş kadar sakin başlarsanız..
bunu haklılığınızın göstergesi sayarlar.
düşünmeye zaman ayırırsan.. zaman kazanmış olursun..
birini değiştirmek istiyorsan; bu fikrini değiştirerek.. KENDİNDEN başla..!
İNSANLARI SEVİN.. buna ihtiyacınız var..
bazı şeyler nedensizde güzeldir..neden aradığınız zaman bulursunuz ama.. güzelliğini yitirirsiniz..
insanları yaşatmak.. onları sevmekle olur..
herşey hakkında yargı sahibi olan.. herkesi kendine YARGIÇ yapar..!
bildiğim en iyi şey.. zamanla öğreneceğimdir..
NEFRET ETMEK; KENDİNİZİ ASLA UNUTMAMAYA MAHKUM ETMEKTİR..!
bir insana sonuna kadar güvenirsen.. onun İNSAN olduğunu unutursun..!
İNSAN; parayla ölçülebilen tüm değerlerini yitirdiğinde geriye kalandır..

sevdiklerimizin dikeni batar mı kalbe?


Dün parmağıma ve hala gülümseyerek bakıyorum parmağımdaki sıyrıga... Kızmadım...çünkü gülün dikeni batmadan önce şükretmiştim; "Ya Rabbi, ne kadar güzel yaratmışsın" demiştim. Kızamadım çünkü bir dakika önce güzel kokusunu sineme çkmiştim, bakmaya kıyamamış dokusuna hayran kalmıştım, çünkü batmadan önce yüreğime koymuş onu sevmiştim...dikenini unutmuşmuydum? unutmuşmuydum dikeni..unutmuştum işte... acıtmamyayım diye dokunmaya çekindiğim gül, ince ve derin bir yara açmıştı parmagıma... gülümsedim yarayada...süzülen iki damla kanad... çünkü o yarayı açan bakmaya kıyamadığım o güldü... Sevdiklerimizin yüreğimizde açtıkları yaralarda aslında o gülün açtığı yara gibi değilmiydi... İnce ve derin bir yara..aslında çok önemsiz gibi görünse de her kımıldıyışımızda yüreğimizi inceden sılatan yara...Ama dostlarınız o yarayı açmadan önce siz muhabbet dolu kokularını sineye çekmiştiniz..zamanı, mekanı ve kalbinizi kaylaşmiştiniz..yarayı açmadan önce siz onları kalbinize koymuştunuz...kızabilirmiydiniz..kızamazdınız elbet... Sevdiklerimizin açtıkları yaralarda o gülün açtığı yara gibi ince ve derin...ama yarimiz yarayı açmadan önce biz şükretmiştik, kokusunu sinemize çekmiş, bakmaya kıyamamıştık..dikenini unutmuşmuyduk...unutmuştuk tabi...Ama biz gülümsemeliyiz yaraya...belki süzülen iki damla kanamada.. gülümsemeliyiz işte... Çünkü o yarayı açmadan önce biz onu kalbimize koymuştuk ve sevmiştik

düşünceni değiştir......


Birazcık huysuz ol fakat çok değil. İçinden geliyorsa dua et. Eğer sana rahatlık veriyorsa arada bir küfür de et. Etrafındakilere mümkün olduğunca dostça davran, müşfik ol. Eğer bir gün kötü davranmanı gerektirecek bir durum karşısında kalırsan; bağır, çağır, kır, dök ve unut!Her zaman ve her yerde eline geçen bütün saadeti yakala, en ufak bir parçanın bile kaçmasına izin verme. Yaşa, her şeyden önce!Yaşa ve sırf tesadüfen bu dünyaya gelmiş olduğun için, laf olsun diye günlerini geçirme. Eğer gerçek aşkı tanıyacak kadar şanslıysan; bütün kalbin, ruhun ve bedeninle sev!Hayatını o şekilde yaşa ki; her an kendi elini sıkabilesin ve her gün faydalı olan, hiç olmazsa bir şey yap ki; gecelerin yaklaşırken örtüleri üzerine çekip kendi kendine "Ben elimden geleni yaptım" diyebilesin.Düşüncelerin neyse.. hayatında odur. Hayatın gidişini değiştirmek istiyorsan.... düşüncelerini değiştir...!!!!

cesaret-yaşam


Büyücünün biri fareye acır ve onu bir kediye dönüştürür. Fare, kedi olmaktan son derece mutlu olacağı yerde bu kez de köpekten korkmaya baslar. Büyücü bu kez onu bir kaplana dönüştürür. Kaplan olan fare,sevineceği yerde avcıdan korkmaya baslar. Büyücü bakar ki, ne yaparsa yapsın farenin korkusunu yenmeye imkan yok. Onu eski haline döndürür.Ve der ki,"Sen cesaretsiz ve korkak birisin. Sende sadece bir farenin yüreği var. O yüzden ben sana yardım edemem."Ünlü yazar Shakespeare, bu konuda şöyle diyor:"insanların çoğu kaybetmekten korktuğu için sevmekten korkuyor.. Düşünmekten korkuyor, sorumluluk getireceği için. Konuşmaktan korkuyor, eleştirilmekten korktuğu için.Yaşlanmaktan korkuyor, gençligin kıymetini bilmediği için.Unutulmaktan korkuyor, dünyaya iyi bir şey vermediği için. Ve ölmekten korkuyor, aslında yaşamayi bilmediği için."

zaman beklemez ki...


kalk , geç karşıma ,
aç gönlünü , dön gel yavaşça
ben sensiz yanan bir ateştim , söndüm zamanla
bir düşman gibi gel üstüme ,
özletme kendini
sen bir dost gibi ,
kardeş gibi özlenen sevgili
sabrı öğütler zaman ,
oysa odur durmayan
ben beklerim de zaman beklemez ki beni
iyisi mi sen kalk , geç karşıma , aç gönlünü ,
dön gel yavaşça
ben sensiz yanan bir ateştim , söndüm zamanla

yaşam için öneriler


-İnsanlara beklediklerinden daha çok şey ver ve bunu zevk alarak yap. -Dinlediğin her şeye inanma, sahip olduğun her şeyi harcama ve istediğin kadar uyuma. -'Seni seviyorum' dediğinde, cidden söyle. -Üzgünüm dediğinde, o kişinin gözlerinin içine bak. -Evlenmeden önce en az 6 ay nişanlı kal. -Başkalarının düşleriyle asla alay etme. -Anlaşmazlık durumlarında, dürüst ol. -Kimseyi kırma, hakaret etme. -İnsanları akrabalarına göre yargılama. -Yavaş konuş, ama hızlı düşün. -Anneni ara. -Kaybettiğinde, ders al. - Küçük bir anlaşmazlığın büyük bir arkadaşlığı bozmasına izin verme. -Telefona cevap verirken gülümse.Seni arayan kişi bunu sesinden anlayacaktır. -Biraz yalnız kal. -Suskunluğun, bazen, en iyi yanıt olduğunu unutma. -Allah`a güven ama arabanı kilitle. (Deveni bağla sonra tevekkül et). - Evde sevgi dolu bir atmosfer önemlidir.Huzurlu ve uyumlu bir ortam yaratmak için elinden geleni yap. -Geçmişte çok yaşama. -Bildiklerini paylaş. Ölümsüzlüğü elde etmenin bir yoludur. - Dua et. Duada, ölçülemeyecek bir güç saklıdır.· -Sana sevgi gösterisinde bulunan birini engelleme. -Başkalarının işine burnunu sokma. -Çok para kazanıyorsan eğer, hayattayken, başkalarına yardım et. Bu, Şansın sana verebileceği en büyük tatmindir. Unutma, istediklerini elde edememek, bazen büyük bir şanstır.

daha güzel bir yaşam için


Özür dilemekten çekinme.•Aynı hatayı ikinci kez yineleme.•Duyurduğun ya da duyduğun haberlerin taraflı olduğunu unutma.•Büyük düşün, küçük zevklerin tadına var.•Dinlemeyi öğren.•Mükemmeli ara, kusursuzu değil.•Yaşlan ama paslanma.•Asıl savaşı kazanmak için küçük bir çarpışmayı yitirmeyi göze al.•İnsandaki iyiyi ortaya çıkarmayı bil.•Senden daha zeki insanları işe al.•İlk kez tanıştığın insanlara önce işlerini sorma.•Kaybedecek birşeyleri kalmamış insanlardan kendini koru.•Herşeyi bulduğundan daha iyi durumda bırak.•Köprüleri atma. Aynı nehri yine geçmek zorunda kalabilirsin.•Acıyı ve düşkırıklığını, yaşamın bir parçası gibi kabul et.•İnsanların her zaman gerçeği duymak istediklerini sanma.•Başarılarının sana sağladığı iç huzuru sağlık ve sevgi ile ölç.•Sürekli “Ben dürüstüm” diyenlerden kuşkulan.•“Keşke” sözcüğü yerine “Bir daha ki sefere” demeyi dene.•Maddi durumun çok iyi olsa bile, bırak çocukların kendiharçlıklarını kendileri kazanabilsinler.•Çoçuklarına sık sık onlara ne denli çok güvendiğini söyle.•Çocuklarını övgüye sahip olabilecekleri biçimde yetiştir.• Ailene “en iyisini vermek” yerine, “verebileceğinin en iyisini” ver.

anlamalı insan............


Bazen olur ya; yorulup kaldığımızda bir yerlerde, yaşamdan bir nefes daha almak istedigimizde, dönüp bakmalıyız aynaya..Sırtımızı dönmek fayda etmez dağlara.. Ne zamana kıymalı insan ne de keşkelerine ağlamalı, bunalıp kaldığında bir köşede. Yeniden yola koyulmalı, yine yeniden sevebilmeli yokuşları. Ertelemeye gelmez hayat: Ne varsa bir gün yaparım diye ertelediği, bir yerden başlamalı vakit kaybetmeden. Her geçen günün adım adım hesabından düşüldüğünü unutmamalı insan. Bazen değiştirmeli bir şeyleri. Çok değil küçük şeylerden başlamalı, bir gün de bir durak önce inebilmeli bazen. Evine girerken taşıdığı ne kadar dert varsa içinde, aşabilmeli bazen kapı önündeki ağaca. Kendiyle barışmalı insan.Yüreğine takmalı bazen pembe gözlüklerini. Baktığını değil gördüğünü hissedebilmeli bazen. Yerinden çıkıp bazen koyabilmeli bir başkasının yerine kendini. Ağlayana sus demeyi değil onunla ağlamayı denemeli bazen. Farkedebilmeli hayatın gerisinde değil tam içinde olduğunu. . Sevmenin bir insanı üzmekten daha değerli oldugunu farkedebilmeli bazen. Sadece söyleyecek bir şeyleri olduğunda değil, tıkanıp kaldığında da dinleyebilmeli. Bazen içinden geldiği gibi davranmalı insan aldırmadan kimseye. Hiç uzaklara gitmeden kendinde aramalı huzuru. Dünya değişecekse eğer bir gün, bilmeli dönüm noktasının kendisi oldugunu. Anlayabilmeli ölümün ayrılıktan daha kolay olduğunu, sevdiklerini kaybetmeden önce. Sevilmenin bir insanı sevmekten başladığını öğrenebilmeli. Kötülüğü değil iyiliği emretmeli. Hatırlamalı sevgilerin paylaştıkça arttığını, acılarında olduğunu unutmadan.. Keske demeden anlayabilmeli, şükretmenin ne demek olduğunu.. Ve unutmamalı insan elinde olanların elinde olmayanlardan daha değerli olduğunu... içinizdeki umutların hiç sönmemesi dileğiyle.....

eğer..................


o kadar da önemli değildir bırakıp gitmeler, arkalarında doldurulması mümkün olmayan boşluklar bırakılmasaydı eğer. Dayanılması o kadar da zor değildir, büyük ayrılıklar bile, en güzel yerde başlatılsaydı eğer. Utanılacak bir şey değildir ağlamak, yürekten süzülüp geliyorsa gözyaşı eğer. Yüz kızartıcı bir suç değildir hırsızlık, çalınan birinin kalbiyse eğer. Korkulacak bir yanı yoktur aşkların, insan bütün derilerden soyunabilseydi eğer. O kadar da yürek burkmazdı alışılmış bir ses, hiçbir zaman duyulmasaydı eğer. Daha çabuk unuturdu belki su sızdırmayan sarılmalar, kara sevdayla sarıp sarmalanmasalardı eğer. Belirsizliğe yelken açardı iri ela gözler zamanla, öylesine delice bakmasalardı eğer. Çabuk unutulurdu ıslak bir öpücüğün yakıcı tadı belki de, kalp, göğüs kafesine o kadar yüklenmeseydi eğer. Yerini başka şeyler alabilirdi uzun gece sohbetlerinin, son sigara yudum yudum paylaşılmasaydı eğer. Düşlere bile kar yağmazdı hiçbir zaman, meydan savaşlarında korkular, aşkı ağır yaralamasaydı eğer. Su gibi akıp geçerdi hiç geçmeyecekmiş gibi duran zaman, beklemeye değecek olan gelecekse sonunda eğer. Rengi bile solardı düşlerdeki saçların zamanla, tanımsız kokuları yastıklara yapışıp kalmasaydı eğer. O büyük, o görkemli son, ölüm bile anlamını yitirirdi, yaşanılası her şey yaşanmış olsaydı eğer. O kadar da çekilmez olmazdı yalnızlıklar, son umut ışığı da sönmemiş olsaydı eğer. Bu kadar da ısıtmazdı belki de bahar güneşleri, her kaybedişin ardından hayat yeniden başlamasaydı eğer. Kahvaltıdan da önce sigaraya sarılmak şart olmazdı belki de, dev bir özlem dalgası meydan okumasaydı eğer. Anılarda kalırdı belki de zamanla ince bel, namussuz çay bile ince belli bardaktan verilmeseydi eğer. Uykusuzluklar yıkıp geçmezdi, kısacık kestirmelerin ardından, dokunulası ipekten bir o kadar uzakta olmasaydı eğer. Issız bir yuva bile cennete dönüşebilirdi belki de, sıcak bir gülüşle ısıtılsaydı eğer. Yoksul düşmezdi yıllanmış şarap tadındaki şiirler böylesine, kulağına okunacak biri olsaydı eğer. İnanmak mümkün olmazdı her aşkın bağrında bir ayrılık gizlendiğine belki de, kartvizitinde "onca ayrılığın birinci dereceden failidir" denmeseydi eğer. Gerçekten boynunu bükmezdi papatyalar, ihanetinden onlar da payını almasaydı eğer. Issızlığa teslim olmazdı sahiller, kendi belirsiz sahillerinde amaçsız gezintilerle avunmaya kalkmamış olsaydın eğer. Sen gittikten sonra yalnız kalacağım. Yalnız kalmaktan korkmuyorum da, ya canım ellerini tutmak isterse... Evet Sevgili, Kim özlerdi avuç içlerinin ter kokusunu, kim uzanmak isterdi ince parmaklarına, mazilerinde görkemli bir yaşanmışlığa tanıklık etmiş olmasalardı eğer!! Can Yücel

bugün yine çok güzelsin hayat


Hayata hiç isyan etmeyin. Öncelikle şunu kabul edin, hayat adil değil. Hiçbirimiz, hiçbir canlı eşit yaratılmadı. Başımıza gelenler de eşit değil. Önce hayatın adil olmadığını kabul etmelisiniz. İşine akıl erdirebildiğiniz bir Tanrı, Tanrı değildir. "Guguk Kuşu" filminde Jack Nicholson akıl hastanesinde çok ağır bir mermer havuzu kaldırabileceğine dair diğer hastalarla iddiaya girer. Yüklenir ve havuzu kaldırmaya çalışır, kaldıramaz. Diğer hastalar onunla alay ederken bir şey söyler: "Ben en azından denedim". Siz gerçekten denediniz mi? Yoksa pencereden hayatı mı seyrediyorsunuz? Hayata Windows 98'den, Sony 72 ekrandan mı bakıyorsunuz? Oysa hayat hepimizin avuçlarının içinde, Kiminin nasır tutmuş parmaklarında Kiminin boyalanmış ellerinde, Kiminin gömleğinde ki ter kokusunda , Ama hayat her zaman avuçlarımızın içinde. Nasıl istersek, neye karar verirsek hayat orada var. Güneş, her sabah yeniden doğuyor, Gün, her şafakta nice umutlara gebe şekilde ağarıyor ve siz, Eğer isterseniz hayatı bir ucundan yakalama şansına sahipsiniz. Yeter ki gülümseyin Yeter ki bu gün benim günüm diyerek kalkın yatağınızdan...

günlük yaşama değer katmak


Epiktetos yirmi asır önce demiştir ki: "Kader önünde sonunda, şöyle veya böyle günahlarımızın bedelini önümüze koyar. Görünen ya da görünmeyen zaman içinde herkes günahlarının bedelini öder. Ektiğini biçer.Bunu bilen adam kimseye kızmaz, gücenmez, kimseyi aşağılamaz, kimseyi itham etmez, kimseden nefret etmez, kimseye kin tutmaz. Bunu bilen adam karşılaştığı aksiliklere şaşmaz. Önüne çıkan maddî-manevî engellerin kendi günahlarından başka bir şey olmadığını bilir."Düşmanlarınızı düşünmek için ayıracağınız bir dakika bile düşmanlarınızdan daha değerlidir. Nefret ve intikam hissi size büyük zararlar verir.Aristo şöyle diyor: "İdeal insan iyilik yapmaktan zevk alır. Kendisine iyilik yapılırsa mahcubiyet duyar. Çünkü iyilik yapmak üstünlük işareti, bir iyiliğe muhtaç duruma düşmek zaaf işaretidir." Karşılaşacağımız nankörlükten dolayı üzülmemek için hazırlıklı olalım. Karşılık beklemeden iyilik yapalım. Mutluluk minnet beklemekte değil, minnet gösterilmesinden rahatsızlık duyulacak olgunluğa erişmektir.Mutlu olmak için 8 Özel Armağan1. Dinleme... Ama gerçekten dinleyin. Kesmeden, hayal kurmadan, vereceğiniz cevabı düşünmeden... Can kulağıyla dinleyin. 2. Sevgi... Kucaklamalar, öpücükler, sırt sıvazlamalar ve el tutmalar konusunda cömert olun. Bu ufak hareketler, aileniz ve dostlarınıza olan sevginizi daha açık göstermenizi sağlayabilir.3. Kahkaha... Fıkra anlatın, neşeli hikâyeleri paylaşın. Bu armağanınız "seninle birlikte gülmeyi seviyorum" anlamına gelir. 4. Yazılı bir not... Basit bir "Yardımın için teşekkürler" notu, ya da belki bir şiir... Kısa, elle yazılmış bir not bazen ömür boyu hatırlanır. 5. İltifat... Basit, içtenlikle söylenen bir söz ("Bu renk sana ne çok yakışmış", "Harika bir is çıkardın", "Yemek nefis olmuş" gibi) karşınızdakinin içini aydınlatır.6. İyilik... Her gün, rutininizi kırıp birisine hoş, nazik bir şey yapın. 7. Yalnızlık... Bazen tek istediğimiz yalnız kalmaktır. Bu anlara duyarlı olun ve ihtiyacı olana yalnız kalma armağanını verin.8. Neşeli bir yapı... Birine tatlı bir söz söylemek gibisi yoktur. Selâm vermek veya teşekkür etmek o kadar zor mu?

sen değişirsen dünya değişir


Westminister manastırının bodrumunda bir Anglikan piskoposunun mezarının üstünde yazılı olan bir yazı.“Genç ve hür iken, düşlerim sonsuzken, dünyayı değiştirmek isterdim. Yaşlanıp akıllanınca, dünyanın değişmeyeceğini anladım.Ben de düşlerimi biraz kısıtlayarak, sadece memleketimi değiştirmeye karar verdim. Ama o da değişeceğe benzemiyordu.İyice yaşlandığımda, artık son bir gayretle, sadece ailemi, kendime en yakın olanları değiştirmeyi denedim. Ama maalesef bunu da kabul ettiremedim.Şimdi ölüm döşeğinde yatarken birden fark ettim ki; önce yalnız kendimi değiştirseydim, onlara örnek olarak ailemi de değiştirebilirdim.Onlardan alacağım cesaret ve ilhamla, memleketimi daha ileri götürebilirdim.Kim bilir, belki dünyayı bile değiştirebilirdim.”

tanrıdan istedim........


Tanrı dan gururumu yok etmesini istedim.Tanrı "Hayır. Gurur benim yok edebilecegim bir sey degil, senin bırakabilecegin bir seydir." dedi.Tanrıdan sakat çocugumu iyilestirmesini istedim.Tanrı "Hayır. Onun ruhu saglam, vücut o kadar önemli degil, o geçici bir seydir." dedi.Tanrıdan bana sabır vermesini istedim.Tanrı "Hayır. Sabır büyük acılar çekilerek ögrenilebilecek bir seydir.Sabır verilmez, hak edilir." dedi.Tanrıdan beni mutlu etmesini istedim.Tanrı, "Hayır. Ben sadece nimetlerimi sunarım, mutlu olmak sana baglı."dedi.Tanrıdan beni çektigim acılardan kurtarmasını istedim.Tanrı "Hayır. Çektigin acılar günlük kaygılarının önemsizligini anlamanı, onlardan uzaklasmanı ve bana daha çok yaklasmanı saglar." dedi.Tanrudan ruhumu olgunlastırmasını istedim.Tanrı "Hayır. Kendi kendine olgunlasmalısın, ama meyvelerini alman için yardım edecegimden emin olabilirsin." dedi.Tanrıdan hayatı sevmemi saglayacak her seyi istedim.Tanrı, "Hayır. Ben sana hayatı verecegim, böylece hayata dair her seye sahip olabilirsin." dedi.Tanrıdan, tanrıya duydugum sevgiyi, baskalarına da duyabilmeyi istedim.Tanrı söyle dedi: "Ohhh! Nihayet dogru bir sey istedin."Ruhu olgunlasmamıs bir kul tanrıya hep "ver bana..." ile biten dualar eder, olgunlasmıs bir ruh ise "vermemi sagla..." diye bitirir dualarını...

melek



Dogacak cocuk dogumdan bir gun once Allah ile gorusur. Bebek:- Allah'im dunyaya gidecegim ve orada ne yapacagimi bilmiyorum.- Ben senin icin bir melek yarattim ve o seninle ilgilenecek.- Allah'im onlarin dilini bilmiyorum. Onlarla nasil anlasacagim. Nasil iletisim kuracagim.- Senin icin yarattigim melek, o sana sabirla onlarin dilini ogretecektir.- Allah'im dunyada duydugum kadariyla cok kotulukler varmis. Onlarla nasil basa cikacagim bilemiyorum.- Senin icin yarattigim melek, seni cani pahasina kotuluklerden koruyacaktir.Merak etme.- Allah'im sana tekrar nasil donecegim?- Senin icin yarattigim melek, bana nasil donecegini sana anlatacaktir.Derken Melekler gelir ve dunyaya gitme zamaninin geldigini soylerler ve cocuguAllah'in huzurundan gotururlerken bebek tekrar sorar.- Allah'im benim icin yarattigin melegin adi ne?- Adinin onemi yok ama sen ona ANNE diyeceksin

gülümseyin.........



Küçük kız , hüzünlü bir yabancıya gülümsedi.... Bu gülümseme adamın kendisini daha iyi hissetmesini sağladı. Bir süre önce kendisine yardımcı olan dostuna teşekkür etmediğini hatırladı. Hemen bir not yazıp yolladı. Arkadaşı bu not eline geçtiğinde o kadar mutlu oldu ki notu okuduğu lokantadaki garson kıza çok yüklü bir bahşiş bıraktı. Garson kız ilk defa bu kadar yüklü bir bahşiş alıyordu. Akşam evine giderken, kazandığı paranın bir kısmıyla, köşede oturan ve aç olduğu belli olan fakir bir adama yiyecek aldı. Üç gündür ağzına hiçbir şey koymamış olan adam, kıza minnettar oldu. Karnını doyurdukltan sonra, bir apartmanın bodrumundaki tek kişilik odasının yolunu tuttu. Öyle neşeliydi ki bir saçak altında titreyen köpek yavrusunu görünce , kucağına alıp evine götürdü onu. Küçük köpek , gecenin soğuğundan kurtulduğu ve başını okşayan bir el olduğu için mutluydu.Gece yarısından sonra tüm apartmanı dumanlar sardı. Birşeylerin ters gittiğini hisseden köpek, çılgınlar gibi havlamaya başladı. Önce fakir adamı uayndırdı, sonrada apartmandaki insanları. Anneler dumandan boğulmak üzere olan çocuklarını kucaklarına alıp, hayatlarını kurtardılar.Bütün bu güzellikler zinciri, beş kuruş bile maliyeti olmayan bir tebessüm ile başladı. Unutmayın! Siz de her zaman bu zincirin bir halkası olabilirsiniz. Gülümseyin......

dünyanın yedi harikası


Bir grup öğrenciden Günümüz Dünyanın Yedi Harikası'nın neler olduğunu düşündüklerine dair bir liste yapmaları istenir. Aralarında anlaşmazlıklar çıkmasına rağmen aşağıdakiler en fazla oyu alanlardır:1)- Mısır'ın Büyük Piramitleri2)- Taç Mahal (Taj Mahal)3)- Büyük Kanyon (Grand Canyon)4)- Panama Kanalı5)- Empire State Binası6)- St. Peter Bazilikası (St. Peter's Basilica)7)- Çin Seddi (China's Great Wall)Öğretmen oyları toplarken, sessizce duran bir kız öğrencisinin henüz kağıdını vermemiş olduğunu fark eder. Sonra öğrencisine kendi hazırladığı liste ile ilgili bir problem olup olmadığını sorar.Kız öğrenci ise "Evet, biraz. O kadar çok şey var ki, bir türlü karar veremiyorum" der.Öğretmen de öğrencisine "Peki, söyle bakalım senin listende neler var, belki biz sana yardımcı olabiliriz" der.Kız öğrenci önce duraksar ve sonra okumaya baslar: "Bence Dünyanın Yedi Harikası :1)- görmek2)- duymak3)- dokunmak4)- tatmak5)- hissetmek6)- gülmek7)- ve sevmek...Odada sinek uçsa sesi duyulacak şekilde bir sessizlik oldu. Basit, sıradan ve normal olarak düşündüğümüz ve gözden kaçırdığımız şeyler gerçekte ne kadar damükemmeldirler.Samimi bir hatırlatma: Hayattaki en değerli şeyler satın alınamayanlardır.

hedefe ulaşmanın yolu



Konfüçyus, bazı insanlara bir şey öğretmenin en iyi yolunun bunu örneklerle göstermek olduğunu biliyordu. Bu yüzden sınıfın tam karşısına geçti. Eline bir vazo aldı, tüm öğrencilerin görebileceği şekilde vazoyu havada tuttu. Diğer elinde bir elma vardı. Öğrencilerin meraklı bakışları arasında, elmayı vazonun içinde bıraktıktan sonra, vazoyu yere koydu ve şöyle dedi:"Elmayı vazodan çıkarmayı başaran öğrenci, elmayı yiyebilir."Çocuklardan biri açıkmıştı, ilk o davrandı ve elini vazonun dar ağzından içeri soktu. Elmayı yakaladı, çıkarmaya çalışıyor ama başaramıyordu. "Elimi çıkaramıyorum!"Konfüçyus,"Elmayı sıkı sıkı tutmaktan vazgeçmediğin sürece, elini çıkarman mümkün olmayacaktır," dedi.Çocuk elmayı elinden bırakmak istemiyordu; ama sonunda zorunlu olarak bıraktı. Elini vazodan çıkardığında, yüzünde şaşkınlık okunuyordu. Elmanın vazodan nasıl çıkarılabileceği konusunda sizin bir fikriniz var mı?Konfüçyus, vazoyu yerden alıp ters çevirdi. Elma vazonun içinden yuvarlanıp avucunun içine düştü. Çocukların hepsi birden gülmeye başladı. Aslında o kadar basit bir şeydi ki bu! Konfüçyus, "Fakat bu, göründüğü kadar basit değil," dedi. Elmayı havada tutuyordu konuşurken."Bazen bir şeyi gerektiğinde bırakabilmek, zor bir iştir. Onu bırakabilmek de bir beceridir. Eğer bir şeyi zorla tuttuğunuzda, ulaşmak istediğiniz şeyi engellediğini görüyorsanız, o zaman onu özgür bırakmalısınız. Eğer yanlış bir şey yapıyorsanız, o zaman buna son vermelisiniz. Eğer kendinize ve başkalarına karşı dürüst davranmıyorsanız, bu hilekarlığı hemen durdurmalısınız. İşte, ancak o zaman hedefinize ulaşabilirsiniz."

üç filtre





Bir gün bir tanıdığı büyük filozofa rastladı ve dedi ki; "Arkadaşınla ilgili ne duyduğumu biliyor musun?""Bir dakika bekle" diye cevap verdi Sokrat. Bana birşey söylemeden önce senin küçük bir testten geçmeni istiyorum. Buna "Üçlü Filtre Testi" deniyor. "Üçlü Filtre?""Doğru," diye devam etti Sokrat. Benimle arkadaşım hakkında konuşmaya başlamadan önce, bir süre durup ne söyleyeceğini filtre etmek, iyi bir fikir olabilir.Birinci filtre: "Gerçek Filtresi""Bana birazdan söyleyeceğin şeyin tam anlamıyla gerçek olduğundan emin misin?""Hayır," dedi adam "Aslında bunu sadece duydum ve ... "Tamam," dedi Sokrat"Öyleyse, sen bunun gerçekten doğru olup olmadığını bilmiyorsun. Şimdi ikinci filtreyi deneyelim," "İyilik Filtresini""Arkadaşım hakkında bana söylemek üzere olduğun şey iyi birşey mi?" "Hayır, tam tersi ...""Öyleyse," diye devam etti Sokrat, "Onun hakkında bana kötü bir şey söylemek istiyorsun ve bunun doğru olduğundan emin değilsin. Fakat yine de testi geçebilirsin, çünkü geriye bir filtre daha kaldı." "İşe yararlılık filtresi""Bana arkadaşım hakkında söyleyeceğin şey benim işime yarar mı?" "Hayır, gerçekten değil." "İyi," diye tamamladı Sokrat,"Eğer, bana söyleyeceğin şey doğru değilse, iyi değilse ve işe yarar, faydalı değilse bana niye söyleyesin ki?" Bu, Sokrat'ın iyi bir filozof olmasının ve büyük itibar, saygı görmesinin sebebiydi.Yakın ve sevgili herhangi bir arkadaşınız hakkında başıboş konuşmalar duyduğunuz her sefer bu üç filtre testini kullanmanız sizlere hararetle tavsiye edilir. Socrates

öğrendik ki..............


Öğrendik ki... Bir tek insanın bize ''iyi ki varsın'' demesi, var olduğumuz için mutlu olmamızı sağlar... Öğrendik ki... Kibar olmak, haklı olmaktan daha önemlidir... Öğrendik ki... Hayat şartları bizi ne kadar ciddi görünmeye zorlasa da hepimiz çılgınlıklarımızı paylaşacak birini arıyoruz... Öğrendik ki... Bazen tek ihtiyacımız olan bir el ve bizi anlayacak bir yürektir... Öğrendik ki... Parayla ''klas insan'' olunmuyor... Öğrendik ki... Gün içinde başımıza gelen küçücük şeyler gün sonunda koca bir mutluluğa dönüşüyor.... Öğrendik ki... İnkar edip içimizde sakladığımız şeyler gerçekliğini kaybetmiyor... Öğrendik ki... Biriyle dalaştığımızda tek başardığımız onun bize daha çok zarar vermesini sağlamaktır... Öğrendik ki... Her yarayı saran zaman değil sevgidir... Öğrendik ki... Çabuk olgunlaşmak için zeki insanlardan çevre edinmek gerekir... Öğrendik ki... Karşılaştığımız herkes bir gülüşümüzü hak eder... Öğrendik ki... Hiç kimse mükemmel değildir... Öğrendik ki... Hayat zorludur ama biz daha zorluyuz... Öğrendik ki... Gülümsemek, daha güzel bir görüntüye kavuşmanın bedava yoludur... Öğrendik ki... Hepimiz zirvede olmak istesek de asıl keyif oraya tırmanırken yaşadıklarımızdır... Öğrendik ki... Zamanımız ne kadar azsa yapacak işler o kadar çoktur... Öğrendik ki... BİRİNİ NE KADAR ÇOK SEVERSEK HAYAT ONU BİZDEN O KADAR ÇABUK ALIYOR... CAN YUCEL_________________Bir insan hangi limana ulaşmak istediğini biliyorsa, onun için her rüzgar uygundur... SENECA

ruhlarımız geride kalıyor.............


Genç kız bir kafede gizemli bir erkekle tanışıyor ve adam ona şu hikayeyi anlatıyordu:Bir zamanlar Afrika'da kayıp bir şehri aramakta olan arkeologlar,beraberlerindeki eşya ve yükleri, hayvanların ve yerlilerin yardımı ile taşıyarak uzun bir yolculuğa çıkmışlar.Kafile zor doğa koşullarında, balta girmemiş ormanların içinde ilerleyerek, nehirleri, çağlayanları geçerek yolculuğa günlerce devam etmiş. Fakat günlerden bir gün yerlilerin bir kısmı birden durmuşlar. Taşıdıkları yükleri yere indirmişler ve hiç konuşmadan beklemeye başlamışlar. Ulaşmak istedikleri yere bir an önce varmak isteyen batılı arkeologlar bu duruma bir anlam veremeyip, zaman kaybettiklerini, biran önce yola devam etmeleri gerektiğini anlatarak,yerlilerin neden durduklarını öğrenmek istemişler.Fakat yerliler büyük bir suskunluk içinde sadece bekliyorlarmış. Bu anlaşılmaz durumu yerlilerin dilinden anlayan rehber,onlarla bir süre konuştuktan sonra şu şekilde ifade etmeye çalışmış:"Çok hızlı gidiyoruz. Ruhlarımız geride kalıyor."Modern şehir hayatının ve çağımızın getirdiği en büyük sorunlardan biri bu;"hızla ve sonu bir türlü gelmeyecek olan hedeflere doğru çılgınca koşuşturmak" ve koşuştururken etraftaki ayrıntıları, manzaraları,küçük mutlulukları, kısaca hayata dair pek çok yaşanası güzelliği görememek ve kaçırmak... Ya da yaşanan yığınla drama, saçmalığa ve ilkelliğe seyirci kalmak, duyarsızca sadece bakıp geçmek ve gitmek...Halbuki durup ruhlarımızı beklemeli,müziği duymaya çalışmalı, yavaş dans etmek için çaba sarf etmeli, her günün bitiminde yatağa uzanıp "kendimize doğru bakmalıyız”Bugünümüzün nasıl geçtiğinin hesabını yapmalıyız.

insana dair özel sözler................


Dehasız çalışanlar çoktur, ama çalışmayan bir deha asla! (Nicolaus Cybinsky) İyi geçen bir gün nasıl mutlu bir uyku getirirse, iyi geçen bir ömür de mutlu bir ölüm getirir. (Leonardo da Vinci) Az korkun, çok ümit edin; Az yiyin, çok çiğneyin; Az konuşun, çok şey ifade edin; Az kızın, çok sevin; İyi şeyler sizindir... (Lord Fischer) Başkasını övmeyenlere, yerenlere, kimseden hoşnut olmayanlara bakın; bunlar kimsenin beğenmediği insanlardır. (La Bruyere) Pencereyi siz açarsanız temiz hava gelir; başkası açarsa cereyan olur. (Lucill De Chazal) Tembel insanlar daima yapacak bir şeyler ararlar. (Luc de Clapices) Hiç bir insana rastlamadım ki, onda öğrenilecek bir şey olmasın. (Alfred de Vigny) Düşüncelerinde inat ve şiddet, aptallığın en açık belirtileridir. (Bernard Barton) İnsanlar ne kadar az düşünürlerse, o kadar fazla konuşurlar. (?) Deha, ancak özgürlük atmosferinde soluk alabilir. (J. Stuart Mill) Eğer kekeme değilseniz, söylemek her zaman kolay, yapmak her zaman zordur. (R. Lewton) Sevgi açlıktan değil, fazla tokluktan ölür. (Miron de Lencos) İnanılması en zor dedikodular, aptalların belleğinde en uzun süre kalanlardır. (Delavigny) Rüyaları gerçekleştirmenin en kestirme yolu, uyanmaktır. (J. M. Powe) Cahil kimsenin yanında, kitap gibi sessiz ol. (Mevlana) İyi sözün aslın bilen derdi bu söz nerden gelir Söz aslını anlamayan sanır bu söz benden gelir... (Yunus Emre) Akıllılar istedikleri şeyi, akılsızlar başkalarının istediğini öğrenir. (Şirazlı Sâdi) Üzülmek, yarının sıkıntısından bir şey eksiltmez, sadece bu günün gücünü tüketir. (A.J. Cronin) Akıllı bir kafa daima, ona haksız olduğunu kanıtlayan üç budala bulur... (Nicolaus Cybinsky) Söylediklerinize dikkat edin; düşüncelere dönüşür... Düşüncelerinize dikkat edin; duygularınıza dönüşür... Duygularınıza dikkat edin; davranışlarınıza dönüşür... Davranışlarınıza dikkat edin; alışkanlıklarınıza dönüşür... Alışkanlıklarınıza dikkat edin; değerlerinize dönüşür... Değerlerinize dikkat edin; karakterinize dönüşür... Karakterinize dikkat edin; kaderinize dönüşür... (Mahatma Ghandi ) Bu toplumda 'biliyor olmak' mutlak surette bir haksızlığa maruz kalmak demektir. Çünkü bilgi borçlandırır, 'anlamak' zorunda bırakır. Cahil, acıma duygusu uyandırır. Yıkıcılığı bağışlanır. Bu, onların lüksüdür. Oysa, aydın, bilgilenmek gibi bağışlanmaz bir suçtan müebbeden mahkûm edilmiştir. Bastığı yerde ot bırakmayan cahili vicdanının demir parmaklıkları arasından seyreder... (Alev Alatlı) Başımı tararken, saçlarımdan başka bir şey düşünmem... (Clemenceau; başarısının nedenini soranlara cevaben) Gününü Faydalı bir şekilde kullanmasını bilen bir insan için asıl mutluluk akşam vaktinde gelir. (Corneille) Ya bir yol bul, ya bir yol aç, ya da yoldan çekil. (Mümin Sekman) Yeteri kadar nedeniniz varsa, her şeyi yapabilirsiniz. (Jim Rohn) Dualarınıza dikkat edin, gerçekleşebilirler. (Emerson) Ya ümitsizsiniz. Ya da ümit sizsiniz. Ya çaresizsiniz. Ya da çare sizsiniz. (Behçet Necatigil) Yapılırken heyecan duyulmayan işler başarılamaz. (Emerson) İnsana olanlar değil, o insanın içinde olanlar önemlidir. (Louis Mann)

fırsatları görebilmek...........

Çok eski zamanlarda adamın biri durumundan çok şikayetçiymiş, "çalışıyorumdidiniyorum ancak yaşıyorum. Tek başımayım, kimsem yok" diye mutsuz mutsuzgeziniyormuş. Sonunda bir karar vermiş, gezip dolaşacak bir melek bulacak,durumunu ona anlatıp bu haksızlığı düzeltmesini isteyecekmiş..Ve yola koyulmuş. Dağda ilerlerken bir kurda rastlamış. Kurt bir deri birkemik, ayakta zor duruyor, adamın yanına yaklaşmış, nereye gittiğini sormuş.Adam derdini anlatmış, "Bir melek bulacağım, bana yapılan haksızlığıdüzeltmesini isteyeceğim..." Kurt da ona "Bana bir iyilik yapar mısın"demiş. "Ben de gece gündüz dolaşıyorum , bir yudum yemek zor buluyorum. Omeleğe beni de anlat, böyle açlıktan ölen bir kurt olurmu, diye sor..."Adam yoluna devam etmiş, bir süre sonra güzel bir kıza rastlamış Kız danereye gittiğini sormuş, "melek hikayesini" öğrenince adamın ellerinesarılmış: "Ne olur o meleğe beni de anlat. Gencim, güzelim, zenginim,herşeyim var ama çok mutsuzum. Mutluluğa ulaşmak için ne yapmam gerektiğinisor o meleğe..." Adam melekle kız için de konuşacağına söz vermiş ve yolunadevam etmiş.Bir süre sonra dinlenmek için bir ağacın altına uzanmış. Bütün çevresiyemyeşil olan bu ağacın neredeyse hiç yaprağı yokmuş ve tabii ağaç bu durumaçok üzülüyormuş. O da derdini adama anlatmış... "Eğer o meleği bulursanbenden de söz edermisin? Bu kaderimden hiçbir şey anlamıyorum. Görüyorsun,bereketli bir toprak üzerindeyim, her taraf yemyeşil, bütün ağaçlarınyaprakları var, meyveleri var. Benimse hiçbir şeyim yok. Benim de diğerlerigibi yeşillenmem için ne yapmam gerekiyor. Ne olur o melekten bunu öğren..."Adam ona da "peki" demiş, yoluna devam etmiş.Nihayet bir gün, tam melek bulmaktan umudu kesilmiş vazgeçmek üzereykenkarşısına bir melek çıkmış. Adam kendinden başlamış: "Gece gündüz demedençalışıyorum, dünyanın hiçbir nimetinden faydalanmıyorum, acınacak birhayatım var. Benden daha az çalışan daha keyifli yaşayan bir sürü insan var.Nerede adalet? Nerede eşitlik?" "Tamam tamam" demiş melek "Sana mutluluk vezengin olman için bir şans veriyorum. Şimdi aynı yoldan evine dön. "Adam rahatlamış ve ağacın, kızın, kurdun dertlerini de meleğe anlatmış.Melek onlar için de konuşmuş, adam dönüş yolunu tutmuş.Uzun bir yürüyüşten sonra ağacın yanına gelmiş ve meleğin sözleriniaktarmış: "Senin köklerinin tam yanına bir sandık altın gömülüymüş Sen buyüzden beslenemiyorsun, dolayısıyla yaprağın, meyven olmuyor. Bu altınsandığı çıkarılınca sen de diğer ağaçlar gibi yeşilleneceksin.""Harika!"diye bağırmış ağaç, "Çabuk kaz ve sandığı çıkar." Adam "olmaz"demiş, "Melek bana kendi şansımı verdi. Evime dönmeliyim."Adam yine yola düşmüş. Genç kız zaten yolunu bekliyormuş "Ne dedi ne dedi"diye koşmuş. "Acılarını ve sevinçlerini paylaşacak biriyle evlenirse bütündertleri hallolacak, sende mutlu olacaksın" demiş adam. Kız "hadi o zaman"demiş, "evlenelim seninle ve mutlu olmaya çalışalım" Adam yine" olmaz" diyecevap vermiş, "zamanım yok. Meleğin bana verdiği şansı bulmak için hemen evedönmeliyim. Sen kendine başka bir koca bul."Biraz sonra sıska kurt çıkmış karşısına. Adam ona da olan biteni anlatmış,kendini şansını bulmak için acelesi olduğunu söylemiş. "Peki ya ben" demişkurt. "Benim için ne dediğini söyle ve git. "Senin için söylediğini benanlamadım" demiş adam, " Melek dedi ki, o kurt yiyecek bir aptal bulamazsaaç dolaşmaya mahkumdur." Kurt "ben çok iyi anladım" demiş ve aptalı yemiş.Acaba bizde yaşamımız boyunca kaç defa böyle dolaşıp fırsatları göremeyipbaşkalarına altın tepside sunduk?

iki şey..


İki şey insani "nitelikli insan" yapar:
1 İradeye hâkim olmak 2 Uyumlu olmak
İki şey "ekstra değer" katar:
1 Hitabet ve diksiyon eğitimi almak 2 Anlayarak hızlı okumayı öğrenmek
İki şey geri bırakır:
1 Kararsızlık 2 Cesaretsizlik
İki şey kaşif yapar:
1 Nitelikli cevre 2 Biraz delilik
İki şey omur boyu boşa kürek çekmemeni sağlar:
1 Baskın yeteneği bulmak 2 Cidden sevdiğin işi yapmak
İki şey başarının sırrıdır:
1 Ustalardan ustalığı öğrenmek 2 Kendini güncellemek
İki şey başarıyı mutlulukla beraber yakalamanın sırrıdır:
1 Niyetin saf olması 2 Ruhsal farkındalık
İki şey milyonlarca insandan ayırır:
1 Sorunun değil çözümün parçası olmak 2 Hayata ve her şeye yeni (özgün, orijinal,farklı)bakış acısıyla yaklaşabilmek.
İki şey gelişmeyi engeller:
1 Aşırılık (mübalağa,abartı,ifrat,tefrit) 2 Felakete odaklanmış olmak
İki şey çözüm getirir: 1 Tebessüm, gülümseme ( sırıtma veya kahkaha değil!) 2 Sukut (susmak) İki şey kalitesiz insanın özelliğidir: 1 Şikâyetçilik 2 Dedikodu
iki şey çözümsüz görünen problemleri bile çözer:
1 Bakış acısını değiştirmek 2 Karsındakinin yerine kendini koyabilmek
İki şey yanlış yapmanı engeller:
1 Şahıs ve olayları akil ve kalp süzgecinden geçirmek 2 Hak yememek
İki şey kişiyi gözden düşürür:
1 Demagoji (laf kalabalığı) 2 Kendini ağıra satmak (övmek, vazgeçilmez göstermek)

tersine yaşam......


Yaşamın en tatsız tarafı sona eriş şeklidir. Şüphesiz ki yaşamı tersten yaşamak daha güzel hatta mükemmel olurdu..Nasıl mı? Okuyun öyleyse...Bi düşünün Camide uyanıyorsunuz. Bir tahta sandık içerisinde... herkes karsınızda saf durmuş, iyiliğinize dua ediyor ve tüm haklar helal edilmiş vaziyette.....Tabuttan doğruluyorsunuz, yaşlı, olgun ve ağırbaşlı olarak.!Herkes etrafınızda, büyük br itibar, iltifatlar, çocuklar torunlar hepsi hazır. Arabanıza kurulup evinize gidiyorsunuz. Doğar doğmaz devlet sizemaaş bağlıyor, aylık veya üç ayda bir maaşınızı alıyorsunuz. Ne güzel,hazır maaş, hazır ev...Altmışlı yaşlara kadar herşey garanti, huzur içinde yaşıyorsunuz. Sağlığınız gittikçe düzeliyor. Kaslar güçleniyor, kuvvetleniyorsunuz. Bir gün çalışmak istiyorsunuz ve işe ilk başladığınız gün size hoşgeldin hediyesi olarak bir plaket ve altın kol saati veriyor patronunuz.. Ve Genel Müdürlük veya bunun gibi yüksek bir makamdan tecrübeli bir insan olarak ise başlıyorsunuz. Herkes karşınızda elpence divan..Vücudunuzda da bazı hoşa giden hareketler de başlıyor. Gittikçe zayıflıyor, forma giriyorsunuz. Diğer hormonal aktiviteler artıyor,fevkalade.....Aman ne güzel günler başlıyor... Derken birgün patron size artık Üniversiteye gitsen daha iyi olur dıyor.Bu arada Babanız ortaya çıkmış, "fazla çalıştın" diyor "artık eve dön, işi bırak, okumaya başla, harçılığın benden olsun..." Keyfe bakarmısınız ? Okuduğunuz dersler gittikçe kolaylaşıyor Ekmek elden su gölden bir dönem başlıyor. Partiler, diskotekler, barlar.. Kızların sayısı artıyor. Derken anne ve babanız sizi götürüp getirmeye başlıyor araba kullanma derdi de yok artık...Günün birinde sizi okuldan da alıyorlar, "evde otur, keyfine bak, oyuncalaklarınla oyna" diyorlar... Mamanız ağzınıza veriliyor, zaman zaman altınızı bile temizliyorlar, hatta bu durum alışkanlık yaratıyor ve hiç tuvalet kullanmamaya başlıyorsunuz. Derken anneniz bir gün size süt verme kararını alıyor ve başka bir keyifli dönem başlıyor. Mama artık her yerde,her an ve en taze şeklinde hazır.Bir gün karanlık ılık ve sıcak bir ortama giriyorsunuz. Beslenmek için ağzınızı açmaya dahi gerek yok, bir kordondan besleniyor sıcacık yumuşacık gürültü ve patırsız bir ortamda yaşıyorsunuz. Küçülüyor,küçülüyor,ufacık bir hücre halini alıyorsunuz. Ve günün birinde müthiş keyifli bir sevişmeyle hayatınız bitiyor....

kırık kanepe.............


Mut'un bir dağ köyünde dostlarla birlikte gezerken yaşlı bir karı kocayıgördüm. Baktım bir kanepenin üzerinde oturuyorlar... İyice yaklaştığımdatezekten yapılmış evlerinin bahçesinde oturdukları kanepenin bir tarafınıntamamen kırık olduğunu, kanepenin sağlam tarafına sıkışarak oturduklarınıve sohbet ettiklerini anladım.Yüzlerinde bir tebessüm vardı. Evin halinden ve karı kocanın kılık kıyafetinden maddi durumlarının hiç iyi olmadığı ve yeni bir kanepe alacak güçlerinin olmadığı hemen anlaşılıyordu.Selamlaştıktan sonra, 'Kanepe kırılmış' dedim... Yaşlı adam büyük bir bilgelikle cevap verdi:- Biz de sağlam tarafına oturuyoruz... Yetiyor bize..Kadın da tamamladı,- He ya, yetiyor bize, bak ne güzel oturuyoruz…Sevdiğimin elini daha sıkı sıkı tuttum...Öyle ya, aşk “Bu kanepe neden kırık, neden yeni bir kanepe almıyoruz” diyedırdır etmek, şikâyet etmek yerine, “Kanepenin sağlam tarafını paylaşmak”değil midir?